Türkçe | English
Türkçe Dil Seçeneğiİngilizce Dil Seçeneği
+90 (533) 416 44 79
+90 (533) 456 44 79
+90 (212) 234 44 02-03

Estetik operasyonlar kişiye özel olmalı

Merhaba,

Bundan böyle her hafta, düzenli olarak, estetik ve güzellik konusunda merak ettiklerinize yer verdiğim yazılarımla sizlerle olacağım. İlk yazımda; herkesin zaman içinde neden birbirine benzemeye başladığını, kişiye özel uygulamaların önemini ve operasyona nasıl karar verilmesi gerektiğini anlattım. Lütfen sizler de estetik ve güzellik konularında bilmek istediklerinizi benimle paylaşın. Sonraki yazılarımda bu konuları işleyerek tüm sorularınıza yanıt vermek isterim.

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte giderek yaygınlaşan estetik operasyonlar, güzellik algımızı da değiştirebiliyor. Sosyal medyanın etkisi, değişen estetik trendleri, hızlı ve kolay uygulamalarla estetik operasyonlarına bakış açısı da değişti. Bununla birlikte estetik yaşı da giderek düşüyor. Estetik uygulamaların artık çok daha kolay ulaşılabilir olması avantajlar arasında yer alırken, herkesin birbirine benzemesi ise en önemli dezavantajlardan biri. Nasıl mı? Gelin birlikte inceleyelim.

Tüm dünyada daha diri, dinç sportif bir vücuda sahip olma beklentisi giderek artıyor. Çünkü artık insanlar sadece yüzlerinin değil, vücutlarının da daha genç görünmesini istiyor. Bu arzularını ünlülerden alıntı yaparak belirtiyorlar. Jennifer Loper kalçası, Victoria Secret modellerinin göğüsleri gibi örneklerle beklentilerini anlatıyorlar. Sadece kadınlarda değil, erkeklerde de bu yönde bir artış var. Güzellik algısı Instagram, Facebook, Youtube gibi sosyal medya mecraları, medya icerikleri tarafından değiştiriliyor, yönetiliyor. Sosyal medyanın herkes tarafından bu kadar aktif kullanılması, bu uygulamaların getirdiği özelliklerden biri olan “filtre” seçenekleri kişilerin kendilerini beğenmemelerine ve değiştirmek istemelerine neden oluyor. Kalklık hokka burunlar, çıkık elmacık kemikleri, yanakta çukurluk, badem göz, daha keskin yüz hatları bunlardan bazıları… Doğada böyle bir mükemmellik algısı yoktur. Değişen bu güzellik algısının herkesi aynılaştırdığını fark etmemiz gerekiyor. Her insanın DNA’sı birbirinden farklı olmakla birlikte herkesin fizyolojik ve sosyolojik durumu da farklıdır. İşte kişiye özel estetik operasyonlar bu amaca hizmet eder.

Birilerine benzeme ya da kendi fotoğraflarına photoshop uygulayarak elinde bir görselle kliniğine gelen hastalarıma ilk sorum “Siz kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Nasıl görüyorsunuz?” oluyor. Hastaların kendi durumlarından mutlu olup olmamaları, değiştirmek istediği şeylerin gerçekten bir ihtiyaç olup olmadığını iyi analiz etmek gerekiyor. Güzellik algısı kişiden kişiye değişen bir olgu. O nedenle gelen hastanın güzellik algısını öğrenmek, onu mutlu edecek görünümü çok iyi anlamak atılacak ilk adım olmalıdır. Hastanın yaşam tarzı yine belirleyici faktörler arasında yer alıyor. Yapılan operasyonla bu yaşam tarzını nasıl sürdüreceği önemli bir unsur. Hastalara ameliyattan sonra hayatında nelerin değişeceğini, dikkat etmesi gerekenleri, oluşacak riskleri çok iyi anlatmak gerekiyor.

Merdiven altı kliniklere dikkat!
Son yıllarda artan botoks ve dolgu gibi uygulamaların popülerlik kazanması merdiven altı olarak tabir ettiğimiz operasyon için uygun olmayan yerlerin yaygınlaşmasını da beraberinde getirdi. Uzman olmayan kişiler tarafından yapılan operasyonlar sonrasında birçok problem ortaya çıkabilir. Yasadışı yollardan ülkemize getirilen, etkin maddesi bilinmeyen, onay alınmamış birçok madde dolgu ve botoks uygulamalarında kullanılıyor. Hastalara bu yerlerde uygulama yaptırmamalarını, işinin ehli doktorlara başvurmalarını öneriyorum. Aksi halde sonuçları çok daha üzücü olabilir.

Unutulmamalıdır ki: Bir plastik cerrahın en büyük arzusu insanların aynaya daha mutlu bakmasını sağlamaktır.

Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/pembenar/op-dr-evrim-uckunkaya/estetik-operasyonlar-kisiye-ozel-olmali-6252741

KAHVE VE ŞEKERLE SELÜLİT BÖLGESİNE PEELİNG UYGULAYABİLİRSİNİZ

Selülite karşı çaresiz değilsiniz

Özellikle hareketsiz yaşam tarzıyla birlikte yağların deri altında düzensiz ve aşırı miktarda birikmesiyle oluşan selülit, vücudun karın, kalça ve bacak bölümlerinde daha sık görülüyor. Kesin bir tedavi yöntemi olmamakla birlikte yapılabilecek uygulamalarla selülit görüntüsü azaltılabilir.

Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahı Op. Dr. Evrim Uçkunkaya, “Koronavirüs nedeniyle evimizde olmamız gereken bu günlerde daha çok yemek yiyor, daha az hareket ediyoruz. Hareketsizlik nedeniyle vücutta kan dolaşımı azalıyor ve deride sarkmalar, selülit ve bölgesel yağlanmalar ortaya çıkıyor. Klinik ortamda yapılan mezoterapi ve endolift lazer ağı gibi uygulamalarla selülit bağlarını kırarak düzensiz görünümü en aza indirmek mümkün. Siz de evde düzenli olarak yapacağınız egzersiz hareketleri ve sorunlu bölgeye uygulayacağınız peeling ve masajlarla selülitsiz bir görünüme kavuşabilir, kendinizi yaza hazırlayabilirsiniz” dedi.

Bacak ve kalça bölgesindeki selülit görünümünü azaltmak için evde yapılabilecek pek çok yöntem olduğunu söyleyen Uçkunkaya, “Selülit dokusunu yok etmenin yolu, zamanla biriken yağ dokusunu yok etmekten geçiyor.  Sorunlu bölgede kan akışını sağlarsanız yağ dokusu parçalanmaya başlar.  Kan akışını hızlandırmak için düzenli olarak spor ve egzersiz yapmak gerekir. Aynı zamanda bölgeye uygulayacağınız masaj ve peelinglerle de kan dolaşımını hızlandırabilirsiniz. Yarım su bardağı ince çekilmiş kahveyi çeyrek bardak esmer şeker ile karıştırarak sorunlu bölgenize dairesel hareketlerle uygulayın. Peelingli bölgenin üzerine dilerseniz zeytinyağı da uygulayabilirsiniz. Masajdan sonra bölgeyi suyla temizleyin” tavsiyesinde bulundu.

Endolift lazer ağı uygulaması

Selülit tedavisinde endolift lazer ağı ve mezoterapiyi öneren  Dr. Uçkunkaya; “Endolift lazer ağı teknolojisi ile selülitli bölgeyi kontrollü bir şekilde uyararak selülit bağlarının kırılmasını sağlayabiliyoruz. Saç teli inceliğindeki bu teknoloji ile cildin altına ısı vererek yarım saatte, acı, ağrı, morarma, kesi ve dikiş olmadan sonuç elde edebiliyoruz. İstediğimiz uzunlukta, derinlikte ve şiddette ısıyı cildin alt tabakasına ulaştırabiliyoruz. Bu uygulama ile her ne kadar ısıyı cildin altına verip kolajeni uyarsak da ısı sadece uygulanan bölgede kalmayıp dağıldığı için cildin üstüne de etki ediyor.

Yağların parçalanmasını sağlıyor

Selülit tedavisinde sıkça başvurulan yöntemlerden biri olan mezoterapi ile sorunlu bölgede biriken yağların parçalanması sağlanarak portakal kabuğu olarak bilenen selülit ve çatlak görünümü en aza indirilebiliyor. Böylece daha düzenli ve simetrik bir görünüm elde edebiliyor. Mezoterapide cildin kalitesi ve ihtiyaçlarına göre cildin altına mikro iğnelerle hyaluronik asit, kolajen, vitamin gibi maddeler küçük miktarlarda veriliyor. Uygulama yaklaşık 15-30 dakika sürüyor ve iğneler son derece ince olduklarından ağrı, acı hissi olmuyor. Mezoterapi sonuçları ikinci seanstan sonra ortaya çıkmaya başlıyor ve 6 ayda bir tekrarı yapılabiliyor.

Kaynak: https://www.iyininpesinde.com/guzellik/estetik/kahve-ve-sekerle-selulit-bolgesine-peeling-uygulayabilirsiniz.html

Diz kapağındaki sarkmalara hızlı ve güvenilir çözüm

Başta genetik faktörler olmak üzere, sıklıkla kilo alıp verme, yerçekiminin etkisi ve yaş almaya bağlı olarak ciltte sarkmalar oluşabiliyor. Ne kadar diri bir vücuda sahip olursak olalım, vücudumuzun farklı bölgelerindeki deformasyonlar, yaşımızı ele verebiliyor. Yüz bölgesi kadar önemsenmese de diz kapağı, yaşımızı ele veren bölgeler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bu haftaki yazımda diz kapakları üstünde biriken fazla derinin sıkılaştırılması ve diz içinde biriken yağların kırılmasında uygulanan tedavi yöntemlerini anlatacağım.

Yüz, göz çevresi, çene, dirsekler kadar diz kapakları da zamanla deformasyona uğrar. Cildin gençliğinin, parlaklığının ve diriliğinin devam etmesi için kolajen ve elastine ihtiyacı vardır. Ancak biz yaşlandıkça kolajen ve elastine üretimi azalır ve ciltte kırışıklık ve sarkma oluşur. 

Endolift Lazer Ağı ile hızlı çözüm 

Dizlerdeki sarkmalar, diz estetiği uygulamaları ile tamamen ortadan kaldırabiliyoruz. Bu sarkmaları Endolift Lazer Ağı Uygulaması ile ortadan kaldırmak, tek seferde kolajen bantlarını kontrollü bir şekilde uyarmak ve uzun süreli kalıcılık sağlamak mümkün. Saç teli inceliğindeki bu teknoloji ile direkt cildin altına ısı vererek, yarım saatte, acı, ağrı, morarma, kesi ve dikiş olmadan tek seferde istediğimiz sonucu elde edebiliyoruz. Bu başarıda büyük bir etken de istediğimiz uzunlukta, derinlikte ve şiddette ısıyı cildin alt tabakasına ulaştırabiliyor oluşumuz.

Kök hücre ile ömür boyu kalıcı sonuç

Diz estetiğinde başvurduğumuz uygulamalardan biri de Kök Hücre Uygulaması. Bu uygulama sayesinde diz kapağında yaşa bağlı olarak kaybolan deri altı yağ dokusunun tekrar yerine koyabiliyor, diz kapaklarının daha diri ve sağlıklı bir görünüm elde edebiliyoruz. Kök Hücre tedavisi ile tek seansta, yaklaşık bir, bir buçuk saat süren bir işlemle, alerji, reddedilme ve yabancı madde reaksiyonu taşımadan kalıcı bir etki sağlayabiliyoruz. Çünkü aldığımız kök hücreler enjekte edilen bölgedeki hücrelere dönüşüp, hemen aktif hale gelerek, hızlı bir değişimin başrol oyuncusu oluyor. Kök Hücre Uygulaması dokuların kendini onarmasında ve yenilemesinde önemli bir rol oynuyor.

Dermaroller ile sağlıklı görünüm!

Eğer herhangi bir uygulama yaptırmak istemiyorsanız, evde sarkma gözlemlediğiniz diz kapağınıza Dermaroller uygulayabilirsiniz. Dermaroller’ın ucundaki ince uçlu iğneler, cilt üzerinde hasar oluşturarak ölü derinin atılmasını ve hücrelerin yenilenerek yerine sağlıklı hücrelerin gelmesini sağlar. Uygulamadan sonra gözenekler 10-15 saniye açık kalır. Böylece uygulama sonrasında bölgeye uygulanan vitamin, nemlendirici, antioksidan kremler ya da Hyalüronik asit desteği, daha hızlı ve daha kolay deri altına ulaşır. Hiçbir ürün kullanmasanız bile, uygulama sonrasında gözenekler açılacağı için cildiniz oksijen alacak, kanlanma artacak ve daha sağlıklı bir görünüme kavuşacaktır. Düzenli kullanım sayesinde diz kapaklarında sağlıklı bir görünüm elde edebilirsiniz.

Kaynak: https://www.posta.com.tr/yazarlar/op-dr-evrim-uckunkaya/diz-kapagindaki-sarkmalara-hizli-ve-guvenilir-cozum-2262147

SAÇ DÖKÜLMELERİNE KENDİ HÜCRELERİNİZLE “DUR” DEYİN!

PRP Uygulaması’nın saçların canlandırılması ve kayıpların önüne geçilmesinde en etkili tedavi yöntemlerinden biri olduğunu belirten Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahı Op. Dr Evrim Uçkunkaya, ‘’PRP, kişiden alınan az miktarda kanın özel bir sistem ile ayrıştırılması ve bu sıvının içindeki büyüme faktörlerinin enjeksiyon yoluyla sorunlu bölgeye geri verilmesi işlemidir. Kişinin kendi kanı kullanılmasından dolayı hiç bir alerjik reaksiyon riski oluşturmaz. Bu işlemle saç köküne daha fazla miktarda kan, oksijen, vitamin taşınmasına olanak sağlanır. Salgıladığı büyüme faktörleri ile saç kökü hücrelerini uyarır ve saç üretimini hızlandırır. Böylece saçların daha sağlıklı hale gelmesini sağlar. Özellikle saç dökülmesi olan bölgede uygulandığında dökülmeyi durduran bir işlevi bulunur ”diyor.

Sorunun büyüklüğüne göre farklı seanslar uygulanabilir

PRP Uygulaması’nda sorunun büyüklüğüne bağlı olarak birden çok seans uygulanabileceğine dikkat çeken Op. Dr Evrim Uçkunkaya, “Seanslar, uygulama yapılacak bölgenin büyüklüğüne göre değişse de, en fazla 30 -40 dakika sürüyor. Uygulama sonrasında kişi sosyal hayatına devam ediyor. Bazen yapılan iğnelere bağlı olarak küçük ve geçici morluklar oluşabiliyor. Kan sulandırıcı kullananlar, geçmişinde kanser öyküsü olanlar ile hamilelik ve emzirme dönemini yaşayanlarda uygulama yapılması önermiyorum”diyor.

PRP, zayıf düşmüş bölgeyi destekler

PRP Uygulaması’nın cildin savunma mekanizmasını güçlendirici özelliği olduğunun altını çizen Op. Dr Evrim Uçkunkaya, ‘’PRP Uygulaması, sadece sizde olanı size daha güçlü bir şekilde geri verir. Sorunlu olan bölgeyi sadece iyileştirmez, aynı zamanda savunması zayıflamış bölgeyi de destekler. Dolayısıyla bir tek saç problemlerinde değil aynı zamanda ciltte oluşmuş sarkmaların düzeltilmesi, cilt kırışıklıklarının ve cilt lekelerinin giderilmesi, sivilce ve yara izlerinin küçülmesi, çatlakların giderilmesinde de etkilidir’’ diye sözlerine ekliyor.

Hindistan cevizi yağı ile saçlarını güçlendir

Evde yapılabilecek bakımlarla da saç dökülmelerinin önüne geçilebileceğini belirten Op. Dr Evrim Uçkunkaya, “ Saçlarınıza dipten uca kadar haftada 1 kez Hindistan cevizi yağı ile masaj yapın. 2 saat beklettikten sonra yıkayın. Hindistan cevizi yağı, saç köklerini güçlendirerek dökülmelerini önler.  Aynı zamanda cansız ve mat saçlara daha sağlıklı ve parlak bir görünüm verir” diyor.

Kaynak : https://beauty-turkey.com/2020/06/06/sac-dokulmelerine-kendi-hucrelerinizle-dur-deyin/

Yaz estetiği isteyenlere yol haritası

Estetik operasyonlarda kalıcı ve kusursuz sonuç elde etmek, sadece işlemlerin başarısıyla değil, iyileşme sürecinin de uygun bir ortamda geçirilmesiyle mümkün. Güneş ve deniz bu sürecin sağlıklı bir şekilde geçirilmesine olumsuz etki ediyor. Uzun süren iyileşme dönemi nedeniyle bazı cerrahi operasyonların yazın yaptırılması ciddi riskler taşıyor. Bu haftaki yazımda size yaz aylarında uygulanabilecek ve uygulanamayacak operasyonları anlatacağım.

Cerrahi operasyonlarda güneş, sıcak ve nem; iyileşme sürecini uzatarak, ödemin, kanamaların artmasına, yara izlerinin kararmasına neden olabilir. Sıcaklarda ameliyatlardan sonra giymeniz gereken korselerin vereceği rahatsızlık da cabası! Cerrahi operasyonların ardından iyileşme sürecini sağlıklı ve rahat geçirmek adına, operasyonlar için en geç mayıs ayını hedeflemek gerekir.

Vücut şekillendirme, karın ve cilt germe, leke, lazer ile cilt yenileme ve sıkılaştırma tedavilerinde yaz aylarının doğru bir zamanlama değildir. Lazer tedavilerinde güneş etkisi, lekelenmeyi artıracağından, yaz dönemlerinde yaptırılmamalıdır. Lazer ve kimyasal peelingler ile tedavi ettiğimiz cildin, en az 6 hafta güneş ışığı görmemesi önemli. Hasar görmüş cildin güneş ışınlarına hassasiyeti artacağından, lekelenme riski de atar! 

Yaz mevsiminde iyileşme dönemi uzun süren operasyonlar yerine, hızlı ve kesin sonuç alınabilen operasyonlarla tatilin tadını çıkarabilirsiniz. Mezoterapi, soğuk lipoliz, derin lazer ağı, botox ve dolguların mevsimi yoktur. İyileşme süreci tatil yapmanıza engel değildir. Yorgun göz altlarınız, ince dudaklarınız, gülünce artan kırışıklıklarınızın çözümü için yazın bitmesini beklemenize gerek yok.

Soğuk lipoliz 

Bölgesel yağlarınızdan şikâyetçiyseniz; liposuction ile vücut şekillendirme ya da karın germe gibi iyileşme süreci uzun olan bir cerrahi ameliyatlar yerine, 3-4 seans süren soğuk lipoliz uygulaması yaptırabilirsiniz. Böylece hem tatil yaparken formda kalabilir hem de seansların ardından soluğu deniz kenarında alabilirsiniz.

Kök hücre uygulaması

Vücudunuzdan alınan çok az miktardaki yağın özel olarak laboratuvar ortamında kök hücreden zengin sıvı haline getirilip cildinize uygulanması ile kendi hücrelerinizle gençleşebilirsiniz. Üstelik plajda ya da havuz kenarında güneşlenirken, en az 5 yıl önceki parıltılı ve duru cildinize kavuşarak.

Endolift Lazer Ağı

Gıdı, boyun, dirsekleriniz, şort ve etek giydiğinizde görünen diz kapaklarınızdaki sarkmalar sizi rahatsız ediyorsa, ameliyatsız, yara izi, morluk, ödem olmadan tek seansta kalıcı çözüm sunan Endolift Lazer Ağı ile hızlı sonuç alabilirsiniz.

Güneş lekelerine karşı alınması gereken önlemler

Güneşe çıkmaktan korkmayın ama oluşabilecek leklere karşı da önlem almayı ihmal etmeyin. Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Op. Dr. Evrim Uçkunkaya, güneş lekelerine karşı alınması gereken önlemleri Pudra.com okuyucuları için anlattı ve ciltte leke tedavisi hakkında merak ettiğiniz sorulara yanıt verdi.

Koronavirüs nedeniyle uzun zamandır evlerimizdeydik. Bugünlerde vücudumuzun büyük ihtiyacı, güneşten aldığımız D vitamini… Hayatın normale dönmeye başlamasıyla birlikte güneşten ihtiyacımız olan D vitaminini almaya başlayacağız. Ancak unutmamak gerekir ki;
dikkat edilmezse güneş, cilt lekelerini de beraberinde getiriyor. Güneş altında fazla kalmak cildimizde leke oluşturarak cildimizin hem nem dengesini bozuyor hem de kurumasına neden oluyor.
Güneşin zararlı etkilerinden korunmanın mümkün olduğunu
belirten Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Op. Dr. Evrim Uçkunkaya; “Sadece şapka ve güneş gözlüğü kullanarak yüzümüzün belli bir bölümünü koruyabiliriz. Şemsiye kullanmak çok daha iyi bir koruyucudur. Ancak ne olursa olsun bu dönemde Güneş kremi kullanmadan asla dışarı çıkmayın, 20 dakikada bir kuru cilde tekrar nemlendirici uygulayın. Parfüm ve parfümlü losyonlar cilt lekelerine neden olacağı için kullanmayın” önerilerinde bulunuyor. Lekeler için renk açıcı kremler kullanmayın
Güneş lekelerinin açık tenlilerde daha sık görüldüğüne dikkat çeken Op. Dr. Evrim Uçkunkaya; “Yaz mevsimi ile birlikte giderek dikleşen güneş ışınları, cildimizde hiç istemediğimiz görüntülerin oluşmasına neden olabiliyor. Cildimizde ve vücudumuzun güneş maruz kalan bölgelerinde, koyu kahverenginde oluşan güneş lekeleri, bu dönemde hayatımızın
kâbusu olabiliyor.

Özellikle açık tenlilerin güneş ışınlarından korunmak için çok daha dikkatli olması gerekiyor.
Dışarı çıkarken mutlaka yüksek faktörlü güneş kremi sürülmeli ve bu işlem her 20 dakikada bir tekrarlanmalıdır. Güneş lekeleri sadece yüz bölgesinde oluşmaz. Dekolte bölgesi, el ve kollarda da leke oluşumu görülebilir. Tüm vücudu güneşin zararlı etkilerinden korumak için şemsiye kullanılabilir. ” diyor.

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya’nın altını çizdiği bir diğer önemli konu ise, güneş lekeleriyle savaşmak için renk açıcı kremler ve renk düzenleyici kullanılması üzerine. Op. Dr. Uçkunkaya, “güneş lekeleriyle savaşmak için renk açıcı kremler ve renk düzenleyici kullanılmasını kesinlikle tavsiye etmediğini” belirtiyor.


YAZ AYLARINDA GÜNEŞ LEKESİ OLUŞUMUNA KARŞI 6 BASİT ÖNLEM

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya yaz aylarında güneş lekelerine karşı alınabilecek önlemleri şöyle
sıralıyor: Cildinize parfüm içeren ürün sürüp güneşe çıkmayın.

Güneşe çıkmadan yarım saat önce güneş kremi sürün. Kreminizi 20 dakikada bir yenileyin.
Islak ten üzerine güneş kremi sürmeyin. Cildinizi kurulamayı ihmal etmeyin. Kış aylarında daha çok C vitamini ve antioksidanlar depolayarak yaza hazırlanın. Özellikle açık tene sahip olanlar güneş kreminin yanı sıra mutlaka, şapka ve güneş gözlüğü kullansın. Araba kullanırken bile güneş lekeleri oluşabilir. Özellikle el ve kol bölgesine güneş kremi sürerek önleminizi alın.

Teknolojik cihazları kullanırken 20 dakika ara verin

Telefon, bilgisayar, tablet gibi teknolojik cihazların aşırı kullanımı, bu cihazlardan gelen UV ışınları nedeniyle, ciltte istenmeyen lekelere neden olabilir. Özellikle gündüz cep telefonu ve tablet kullanımlarında çok dikkatli olmak gerekiyor. Cep telefonlarından yayılan dalgalar cilde
matlık veriyor, leke oluşturuyor ve cildin altındaki koruyucu mineral yapıyı bozuyor. Op. Dr. Evrim Uçkunkaya cilt lekelerinden korunmak için teknolojik cihazların 20 dakika ara vererek kullanılmasını öneriyor.
Cilt lekelerinin yüzde 90’ı tedavi edilebilir Cilt lekesi tedavisi öncesinde, lekenin derin mi yoksa yüzeysel mi olduğu tespit edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Evrim Uçkunkaya, “Leke tedavisinde genellikle kombine tedaviler daha iyi sonuçlar verir” diyerek leke tedavisi için kullanılan yöntemleri şu şekilde sıraladı:

Cilt lekesi tedavi yöntemleri

Cildinize parfüm içeren ürün sürüp güneşe çıkmayın. Güneşe çıkmadan yarım saat önce güneş kremi sürün. Kreminizi 20 dakikada bir yenileyin.
Islak ten üzerine güneş kremi sürmeyin. Cildinizi kurulamayı ihmal etmeyin. Kış aylarında daha çok C vitamini ve antioksidanlar depolayarak yaza hazırlanın. Özellikle açık tene sahip olanlar güneş kreminin yanı sıra mutlaka, şapka ve güneş gözlüğü kullansın.Araba kullanırken bile güneş lekeleri oluşabilir. Özellikle el ve kol bölgesine güneş kremi sürerek önleminizi alın. Ciltte güneşin etkisiyle oluşan lekelere karşı, cilt altına yapılan nem aşıları ve PRP’ler ile cilt bariyerinin güçlendirebiliyor, dermapen ve lazer uygulamalarıyla da kalıcı iyileştirme sağlayabiliyoruz. Cilt lekelerine karşı gerçekleştirilen klinik uygulamaların kesinlikle kış aylarında yapılması gerekiyor. Bazı derin lekeler ve pigment hasarları, tedavilerinden sonra özellikle yaz aylarında tekrar kendini gösterebilir. Bu tür lekeleri önlemek için güneşten korunmak çok önemli. Güneşe karşı özellikle ultraviyole A ve ultraviyole B içerikli olan, yüksek koruma faktörüne sahip kremler kullanılması gerekiyor. Aynı zamanda cilt altı tabakasını besleyici, kolajen ve elastin doku artışını destekleyen
ürünler kullanılarak cilt dokusu daha da canlı hale getirilebilir

Kaynak : http://www.pudra.com/guzellik/cilt-bakimi/gunes-lekelerine-karsi-alinacak-onlemler-29305.htm

Dekolte güzelliği için kışı beklemeyin

Alt yüz, dudak etrafı, çene, gıdı, boyun bölgelerini içine alan dekolte bölgemiz ve ellerimiz, yaşımızı en sık ele veren bölgeler… Güneş, kirli hava, yanlış beslenme, sigara, yaşın ilerlemesine bağlı olarak cilde parlaklığını veren hormonların azalması, cildin neminin azalması, sık kilo alıp verme ve genetik faktörler ciltte kırışıklıklara ve sarkmalara neden olabiliyor. Bu sorunların tedavisinde ise iyileşme süreçlerindeki farklı nedenlerden dolayı ağırlıklı olarak kış ayları tercih ediliyor. Oysa estetikte gelişen en son teknolojiler sayesinde bu uygulamaları en sıcak yaz aylarında bile yaptırmak mümkün. Bu haftaki yazımda size bahsettiğim şikayetlerin çözümü olarak endolift lazer ağı ve kök hücre uygulamalarını anlatacağım.

Tüm dünyada giderek yaygınlaşan, sunduğu fayda ile büyük ilgi gören uygulamalardan olan endolift lazer ağı ve kök hücre uygulamalarıyla, yılın her döneminde kırışıklıklara ve sarkmalara çözüm sağlamak mümkün. Artık genel anestezi ile yapılan yüz germe, boyun germe gibi uzun süren, ameliyatlardan sonra 1-2 gün hastanede kalmanız gereken, iyileşme ve sosyal hayata geri dönme süreci uzun olan bu zorlu ameliyatların yerini yeni teknolojiler aldı. Yeni teknolojilerle yapılan bu tedavilerde; yara izi, morarma, şişme gibi problemler yaşanmadığı için uygulanan işlemin ardından kişi hayatına hiç ara vermeden kaldığı yerden devam edebiliyor. 

Bu nedenle dekolte kırışıklıklarının çözümü için endolift lazer ağı ve kök hücre uygulamalarını hayatınıza ara vermeden, yaz aylarında dahi rahatlıkla yaptırabilirsiniz. Türkiye için çok yeni olan endolift lazer ağı, dünyada yaklaşık 15 yıldır kullanılan bir lazer teknolojisi, en sık da Amerika ve İtalya’da kullanılıyor.

Bilinen geleneksel tedavi yöntemlerine göre çok hızlı ve kalıcı çözüm sunan bu yöntemle sadece 45 dakikada, mutluluğa ulaşmak mümkün oluyor. Kesi gerektirmeden ve iz bırakmadan uygulanabilen bu yöntemle, yüz ve boyundaki yağlanmalar, sarkmalar, kırışıklıklar ve lekeler gideriliyor. Endolift lazer yapılan bölgede cilt altında ısı kontrolü artırılarak istenilen bölgelerde yağ yakılıp küçültülüyor, kırışıklıklar açılıyor, çene hattı ve yüz kontürü belirginleşiyor. Yapılan işlemle yeni damar oluşumu teşvik edildiği için cilt sıkılaşıyor. Tek bir seansta istenen en iyi sonuca ulaşmak mümkün ama yaş, genetik, yan hastalıkları olan hastalarda bazen 6 ay sonra ikinci bir uygulama da yapabiliyoruz.

Ömür boyu kalıcı çözüm: Kök hücre uygulaması

Kök hücreler kendini yenileme yeteneğine sahip olan ve hasar görmüş hücrelerin yerine sağlıklı hücreler oluşturmak için kullanılan özel hücrelerdir. Yaşlanma, güneş, hormonlar, sigara gibi etkenler cildin elastikiyetini ve nemini kaybetmesi neden oluyor. Yıpranan ve yaşlanan cilde en etkili tek tedavi yöntemi kök hücredir.

Cilt altı yağ dokusundan alınan yağlardan elde edilen kök hücrelerin cilde enjekte edilmesiyle uygulanan kök hücre tedavisinde, lokal anestezi kullanılır. Herhangi bir alerji riski barındırmayan bu yöntem, ömür boyu kalıcı bir etki yaratır. Geleneksel kırışıklık operasyonlarında kullanılan protez ve silikon yerine kök hücre kullanılarak, ömür boyu etki garanti altına alınır. Kök hücre uygulamasının bir diğer avantajı da iyileşme süreci gerektirmemesidir.

Göz fırlaması nasıl tedavi edilir?

Türkiye’de yaşayan her 100 kişiden 30’u guatr hastalığı riski altında. Toplumdaki her 100 kişiden 60’ında ise, başlangıç seviyesinde guatr hastalığı var. Cinsiyet oranı ise yine kadınların aleyhinde ne yazık ki. Gelin bu hafta tiroid rahatsızlığının en belirgin bulgusu olan göz fırlaması durumunu ve tedavi yöntemlerini inceleyelim.

Tiroit, vücudun metabolizma ayarını yapan en önemli endokrin (kana hormon salgılayan) bezlerden birisi. Yani tiroit, metabolizmamızdan sorumludur. Guatra bağlı göz tutulumu tiroidoftalmopati olarak tanımlanır. Tiroid rahatsızlığının en sık izlenen ek bulgusu gözde ileri doğru çıkma yani göz fırlamasıdır. Hastalığın belirtileri arasında gözde çıkıklık, çift görme ve körlük görülebilir.

Gözlerde ortaya çıkan bulgular nelerdir?

Göz fırlaklığı, hastanın yüzüne asık bir görünüm verir. Bu görünümün sonradan yerleştiği, hastanın eski fotoğraflarıyla karşılaştırma yapılırsa doğrulanır. Göz yuvarlarında gerçek bir öne çıkma söz konusudur. Ayrıca yüzde hayret etmiş, sinirlenmiş ifadesi oluşturan fırlak göz görüntüsü, hasta için estetik açıdan rahatsız edicidir. Kişinin sosyal hayatını olumsuz etkiler. Bu hastalıkta erken dönemde gözlerde kızarıklık, sabahları kapak şişliği ve kapak ödemi izlenirken, daha geç dönemde gece uyurken ve daha da ileri dönemlerde gün içinde de gözün kapanamaması nedeniyle gözde kuruma ve korneada erimeler izlenebilir. Gözün bu tablosunda sebep gözün arkasında orbitada yani göz çukurunda ödem, gözü hareket ettiren kaslarda şişlik ve göz sinirinde ezilmedir.

Tedavi planı nasıl olmalı?

Gözlerinizde tiroide bağlı bulgular kapak açıklığı, gözde çıkıklık, çift görme ve görme azalması olabilir. Bunların her biri tek tek ilgilenilmesi gereken, gözde farklı dokuları tutan bir tablodur. Örneğin göz kapağındaki açılma göz kapak tutulumunu, gözdeki çıkıklık orbitada ödemi, çift görme gözü hareket ettiren kaslarda kalınlaşmayı düşündürür. Bu olgularda erken tedavi gözün ileri doğru çıkmasını engelleyebilir. Erken dönemde tiroid testlerinin düzeltilmesi, sigaranın bırakılması ve basit göz damlaları önerilirken, ciddi olgularda kortizon tedavisi gerekebilir. 

Geç dönemde gözün ileri doğru çıkması engellenemez ise gözün tekrar içeri alınması için Transpalpebral Dekompresyon uygulanır. Geç dönemde verilen kortizon gözü yerine oturtmakta faydasız ve kullanımı da gereksiz olup, kortizonun yan etkilerinden başka bir getirisi yoktur. Bunun tedavisinde transpalpebral dekompresyon cerrahisi gereklidir.

Transpalpebral dekompresyon cerrahisi nedir?

Gözün etrafındaki ve orbita içindeki artmış yağ dokusunun alınmasını içeren bir cerrahidir. Göz çukuru (orbita), göz küresi ve çevresindeki kaslar ile sinirleri içerisinde barındıran kemik yapıdır. Kemik duvarların sert olması nedeni ile bu duvarlar esneyemezler. Göz ve çevresinde hacim artışına neden olan tümör veya tiroide bağlı oftalmopati (Graves) gibi durumlarda, kemik duvarlar esneyemediği için, göz küresi ve göz siniri basınç altında kalır.

Bu hastalarda, göz çevresindeki kas ve yağ dokularında artış meydana gelir. Orbita duvarlarının kemik yapısı nedeniyle, bu hastalarda göz öne doğru itilir ve arkada görme siniri (optik sinir) sıkışmaya başlar. Bu durumun uzun sürmesi halinde, görme siniri hasar görecektir. Ayrıca bu hastalar göz ve çevresinde belirgin basınç artışı ve ağrıdan şikayet ederler. Bu tür olgularda, transpalpebral dekompresyon ameliyatı göz ve optik sinir çevresindeki basınç artışı normale indirilmiş olur.

Cerrahi işlem genel anestezi ile yapılır. İşlem esnasında göz çukurunun (orbitanın) etrafındaki genişlemiş intraorbital yağ dokusu alınır. Bu işlemler bittiğinde, öne doğru itilmiş olan göz küresi tekrar geriye gelecektir ve daha doğal bir görünüme kavuşacaktır. Transpalpebral dekompresyon cerrahisi uzun süren gözün en zor ameliyatlarından biridir. Bu hastaya uzun süre anestezi vermemek ve göz işlemden sonra 3 gün kapalı tutulacağı için gözler aynı anda ameliyat edilmezler. Bunun dışında 3-4 gün ara ile gözler ameliyat edilmesi uygundur. Bu nedenle yaklaşık 1 hafta hastanede yatış süresi öngörülür. Gözdeki şişliklerin 15 gün ve dikişlerin 1 hafta sonra alınacağı planlanırsa yaklaşık 20-25 gün hasta evinde istirahat edecektir.

Ellerimizin pH’ını Koruyalım

Cosmopolitan Türkiye – Nisan 2020

Yoğun şekilde mücadele ettiğimiz koronavirüs salgınından ötürü vaktimizi evimizde geçiriyor ve bu kapsamda el hijyeninin ne kadar önemli olduğunu biliyor ve ellerimizi sık sık su ve sabunla yıkıyoruz. Peki, ellerimiz bu süreçten nasıl etkileniyor?

El yıkama alışkanlığı bizi hastalıktan koruyor evet ama ellerimizin pH dengesini bunu bir takıntı haline dönüştürmemek de büyük önem taşıyor. Bu noktada cildimizin pH yani asit-baz dengesini korumak için dikkat etmemiz gereken birkaç önemli nokta var. Doğal olarak asidik yapıda cildimizin genel pH’ı 4.5-5.5 değerleri arasındadır. Cildimizin doğal fonksiyonlarına sağlıklı olarak devam edebilmesi için asidik kalması şart. Ellerimizi pH değeri 10-11 olan bir sabunla yıkadığımızda cilt pH’ını yükseltmiş oluruz ve bu da cilt bariyerinde ciddi hasara yol açar. Bu sebeple kullanacağımız sabunların da pH değerinin 7’nin altında olmasına dikkat edelim. nemli tutalım.

EGZAMAYA DİKKAT!

Koronovirüs’ten korunmak için sık sık kullandığımız kimyasal el dezenfektanları, kolonya ve ıslak mendil gibi ürünler ellerimizin kuruyup yıpranmasına neden oluyor. Ellerimizde oluşan kuruluğun ilerleyen aşamalarda egzamaya neden olabileceğine dikkat çeken Plastik Cerrah Op. Dr Evrim Uçkunkaya şöyle uyarıyor: “Sabun, deterjan gibi kimyasal maddeler ve suyla çok fazla temas halinde olduğumuz için ellerimiz kuruyor ve bu durum egzamayı tetikliyor. Kaşıntılı, sulu, kızarık yaralar şeklinde kendini gösteren egzamaya, dikkat etmeliyiz. Mümkün oldukça nemlendirici krem kullanım ve evimizde olan zeytinyağından faydalanalım.”

ZEYTİNYAĞLI EL MASKESİ TARİFİ

1 yemek kaşığı zeytinyağı ve 1 yemek kaşığı şeker ile hasar gören ellere hızlı ve kolay bir çözüm sağlayabilirsiniz. Avucunuza şekeri alarak yavaş yavaş elinize zeytinyağını damlatmaya başlayın. Daha sonra aynı işlemi diğer el için de yapın. Ellerinize güzelce yaydıktan sonra iki elinizi de birleştirerek 1 dakika boyunca ovalamaya devam edin. Ellerinizin dış kısımları ve parmaklarınıza da uygulayabileceğiniz bu maske sayesinde elleriniz nemli ve rahat hissedecektir. Ilık su ile durulayarak temizleyin.

Kaynak:http://www.cosmopolitanturkiye.com/guzellik/2020/04/02/ellerimizin-phini-koruyalim

Göz Kapağı Estetiğine Dair Bilinmesi Gerekenler Neler?

iyininpesinde.com – Nisan 2020

Göz kapağı düşüklüğü (pitozis) denir?

Genetik ve çevresel faktörler, beslenme, uyku ve yaş almaya bağlı olarak ortaya çıkan göz kapağı sorunları kişiyi daha yaşlı gösterebilir.  Op. Dr. Evrim Uçkunkaya, “Göz estetiği odaklı cerrahi girişimlerin tümünde sağlam dokuların zarar görmemesi ve sadece gerekli yere müdahalenin yapılması, hangi durumlarda cerrahi operasyona başvurulacağı önemlidir. Kapak düşüklüğü çocuklarda göz bebeğini kapatıyorsa ileride göz tembelliğine neden yol açmaması tedavi edilmeli” dedi.

Kapak cerrahisi; görme alanının sarkmış kapak nedeniyle kapanması ve sürekli ağırlık hissi gibi gerekli durumlarda veya kişinin yorgun ve yaşlanmış görünümünü iyileştirmek için gerçekleştirilir. Kapağın sarkması ya da kirpikli uçların saydam tabakayı 4-5 milimetre kapatmasına tıpta pitozis denir. Kapağı düşüklüğü doğuştan olabileceği gibi ileri yaşlarda da gelişebilir.

Hangi durumlarda cerrahi operasyonlara başvurulur?

  • Kapak uçlarının ve kirpiklerin içe dönmesi sonucunda batma ve yaşarma gibi şikayetler varsa, gözün saydam tabakasında zamanla hassasiyet oluştuğu anlamına gelir. Eğer müdahale edilmezse görme kaybına kadar giden ciddi bir tablo ortaya çıkabilir.
  • Çocuklarda göz bebeğini kapatıyorsa ileride göz tembelliğine neden olmaması için mümkün olduğunca erken cerrahi yapılmalıdır.
  • Erişkinlerde yorgun ve yaşlı görünüme neden oluyorsa estetik görünümü düzeltmek için de yapılmaktadır.
  • Alt göz kapağının uçları içe değil de dışa dönerse, kapağın gözle teması olmayacağından gözyaşı dağılımı düzensiz olacaktır. Sürekli olarak sulanma, kızarıklık ve enfeksiyonlar gelişebilir. Geçmeyen sulanmayı ve enfeksiyonları engellemek için cerrahi gerekmektedir.

Ameliyatların riskleri nelerdir?

Ölçüm hatalı yapılırsa, cerrahi sonrasında kapağın kapanma fonksiyonu bozulabilir. Üst kapak için yapılacak cerrahide dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta ise olası kaş düşüklüğünün belirlenmesidir. Bu durumda mutlaka kaş düşüklüğü tedavi edildikten sonra kapak cerrahisi yapılmalıdır. Alt kapak torbaları için yapılacak işlemde ise, cerrahın tecrübesi daha da önemlidir. Düzeltme, hastanın yukarı baktığında ve ağzını açtığında alt kapağın dışa dönmesine neden olabilir. Cerrahi girişimlerin tümünde sağlam dokuların zarar görmemesi ve sadece gerekli yere müdahalenin yapılması çok önemlidir. Komplikasyon riskinin az olması ve hızlı bir iyileşme süreci için ameliyatın uzman plastik cerrahlar tarafından gerçekleşmesi önemlidir.

Göz kapağı neden düşer?

Bu bölgedeki yaşlanma belirtileri genellikle 40’lı yaşlarda başlar ve 50’li yaşlarda üst göz kapağındaki kaslar ve derideki incelme  kapak sarkmalarına sebep olur. Yaşlanmanın yanı sıra kaza, travma, felç, beyin problemleri geçirenlerde de ortaya çıkabilir. Kapaktaki sinir ve kas sorunları, göz ameliyatları ve tümör gibi nedenler de bu soruna yol açabilir. Aynı zamanda kontak lens kullanımı da alerji yaparak kapak düşüklüğüne yol açabilir. Bu düşüklükler görmeyi ve görme alanını etkilerse o zaman düzeltilmesi, cerrahi operasyonun değerlendirilmesi gerekir.

Kaynak: https://www.iyininpesinde.com/guzellik/girisimsel-uygulamalar/goz-kapagi-estetigine-dair-bilinmesi-gerekenler-neler.html

spritefooter-hemen-ara spritefooter-whatsapp spritefooter-messengerspritefooter-harita