• Türkçe
  • Türkçe
+90 (533) 416 44 79
+90 (533) 456 44 79
+90 (212) 234 44 02-03

Nem aşısı ile cildinize kaybettiği ışığı geri verin

Yaz aylarında deniz, kum ve güneş ile yaz aylarının tadını çıkarmış olsak da bunun cildimize istemediğimiz etkileri de oldu. Güneşten gelen ışınlar cildimizi kurttu, matlaştırdı ve hatta cilt lekelerine neden oldu. Deniz suyunun içerisinde bulunan tuz ve havuz sularındaki klor cildimizi kuruttu ve kırışık bir cilde zemin hazırladı. Cildimize kaybettiği dokuyu yeniden kazandırmak ve doğal ışıltısını yenilemek için nem aşısı uygulamasını tercih edebilir, yüzünüzdeki ince kırışıklıkların ve kuruluğun önüne geçebilirsiniz. Bu haftaki yazımda nem aşısının sunduğu faydaları anlatacağım.

Öncelikle bilmeliyiz ki, cildimiz ister yağlı ister kuru bir dokuya sahip olsun nemlendirme ihtiyacı hisseder. Cildin kendi dokusunu korumak adına oluşturduğu bu nemli katmana uyguladığımız yardımcı maddeler, cildimizin su ihtiyacını karşılar. Cilt, yapısı bakımından sürekli nemlendirmeye açık olsa da çeşitli mevsim geçişleri ve çevresel faktörler bu süreci daha da elzem hale getirir. Unutmayalım ki cildin su ihtiyacı, vücudumuzun diğer parçalarının suya olan ihtiyacı ile eş değerdir. Ancak yüz, boyun, dekolte ve el sırtları gibi dış etkenlere en çok maruz kalan bölgelerde kuruluk ve suya olan ihtiyaç daha fazla görülür.

Cildiniz için hyalüronik asit mucizesi

Yetersiz su tüketimi, güneş, yanlış beslenme ve bozulan uyku düzeni cildimizde kuruluğa, kırışıklıklara ve ışıltısını kaybetmemize neden oluyor. İşte bu süreçte cildimize su desteği sağlayacak saf hyaluronik asit içerikli nem aşıları, hızlı ve mükemmel bir çözüm sunuyor. Nem aşısı, hem cildin ihtiyacı olan nemi ve esnekliğini geri kazanıyor hem de ışıl ışıl pürüzsüz bir efekte sahip olunmasını yardımcı oluyor.

Aşırı su kaybı yaşayan ciltlerde nem aşısı uygulaması ile cildin kaybettiği canlılık geri kazanılıyor ve cilt dokusunun doğal nemlendirme işlevi, yeniden harekete geçiriyor. Bu uygulama cildi yumuşatarak kaşıntı ve gerginlik hissini azaltıyor ve cildi sahip olduğu doğal rengine kavuşturuyor.  Cildin kaybetmiş olduğu nemin yenilenmesinde etkili olan nem aşısı, içerisindeki suyu tutucu özelliği ile hyaluronik asit ve yağ asitleri içeren özel formülü ile cildi yumuşatıyor, gerginliği azaltıyor ve cilde ipeksi bir dokunuş katıyor.

Hızlı, kolay ve ameliyatsız uygulama ile sağlıklı ciltlere ulaşmak mümkün

Estetik uygulamalarda hastalarımda deneyimlediğim ilk endişeler; iz kalması ve uygulama sonrası uzun süren bakım dönemi oluyor. Ancak gelişen estetik uygulamaları bu endişeleri ortadan kaldırıyor. Nem aşısının kolay uygulanabilirliği ve uzun süren etkisi ile kişiler hem rutin hayatlarına aynen devam ediyor hem de yenilenmiş bir cilt ile aynaya mutlu bakıyor. Ameliyatsız bir estetik uygulaması olan nem aşısı ile sadece 20 dakika süren bu yöntemle cilt kaybetmiş olduğu canlılığı tekrar kazanabiliyor. Uygulamanın sonuçları tek seansta hızlıca alınabiliyor ve ciltteki değişim, uygulama yapıldıktan 1 ay sonrasına kadar devam ediyor. Nem aşısının kalıcılığı cilt tipine göre değişiklik gösteriyor ve ciltte yarattığı etki ortalama bir yıl boyunca, yeni işlem uygulanmasına gerek kalmadan devam ediyor.

Cildiniz ve siz bu hissi hak ediyorsunuz

Nem aşısı, hylaüronik asit ve trigliseritler içeren özel içeriği ile cildin nem ortalamasını düzenliyor ve bozulan bariyer sistemini onarıyor, cilde ipeksi yumuşaklığını geri kazandırıyor. İşlemin gerçekleştirileceği bölgeye uyguladığımız lokal anestezi sonrasında cilt dokusuna ince iğneler yardımıyla küçük aralıklar ile hylaüronik asit enjekte ediliyoruz. Uygulama sonrasında minik ve hafif kızarıklıklar oluşabiliyor ancak bu durum kısa süre sonra kendiliğinden düzeliyor ve geriye ışıl ışıl pürüzsüz bir cilt kalıyor. Cildimize hak ettiği değer vererek aynaya baktığımızda mutu hissetmek hepimizin ihtiyacı olan şeydir. Bu nedenle, kendinizi iyi hissedeceğiniz her uygulama sizi hem mental hem de fiziki olarak rahatlatacaktır. Doğru uzman seçimi ve doğru uygulama ile bu hissi herkesin yaşaması gerektiğini düşünüyorum.

 

“Metinde belirtilen işlemlerin uygulanması ve sonuçları her kişinin anatomisine, fizyonomisine ve yaşam kalitesine göre değişiklik gösterebilir. Bahsedilen uygulamadan önce konunun uzmanı bir doktorla görüşülmesini öneririm.”

 

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya Sosyal medya hesapları

Facebook: drevrimuckunkaya

Instagram: @druckunkaya

YouTube: druckunkaya

Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/pembenar/op-dr-evrim-uckunkaya/nem-asisi-ile-cildinize-kaybettigi-isigi-geri-verin-6596752

 

Hızlı ve acısız güzelleşmenin formülü: Endolift Lazer Ağı

Daha şekilli ve ince bir vücut isterken biliyoruz ki sıklıkla kilo alıp verme, yerçekiminin etkisi, çevresel faktörler ve yaş almaya bağlı olarak ciltte sarkmalar çok da kaçınılması mümkün durumlar değil. Ne kadar diri bir vücuda sahip olursak olalım, vücudumuzun farklı bölgelerindeki deformasyonlar yaşımızı ele verebiliyor. Beslenmemize ve kondisyonumuza ne kadar dikkat edersek edelim vücudumuzun bazı bölgelerindeki deformasyonlarda çözümsüz kalabiliyoruz. Bu haftaki yazımda, son teknoloji cihaz ve uygulama yöntemlerinden biri olan Endolift Lazer Ağı’nı inceleyeceğiz.. 9-12 Eylül tarihlerinde Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek olan “Güzellik ve Bakım Fuarı İstanbul 2021” kapsamında 10 Eylül’de 13:30-14:00 saatlerinde ben de yer alacağım ve uzun süre kalıcılık sağlayan, yan etkileri olmayan Endolift Lazer Ağı’na ek olarak Kök Hücre uygulamasını da daha detaylı anlatacağım ve sorularınızı yanıtlayacağım.

Teknolojideki gelişim, arzu edilen hızlı, acı, ağrı, kızarma, morarma olmadan uzun süreli güzelliğe ulaşılmasını kolaylaştırıyor. Daha önce, birçok teknolojik uygulamayı en az 3 ya da 4 seans yaptırmanız gerekiyor, yapılan uygulamanın kalıcılığı için de ara dönemlerde yeniden çeşitli işlemler ve uygulamalara devam etmeniz gerekiyordu. Teknolojik açıdan hangi seviyede olursa olsun, yapılan tüm işlemlerin amacı; cilt bariyerini güçlendirmek, lekeleri açmak, renk seviyesini aynı tona getirmek, cildi parlatmak, sıkılaştırmak, yüzü yukarıda tutmaktır. İşte bunları yapabilmek için de cildin altındaki kolajen bantları ısı ile uyarmak gerekiyor. Bugüne kadar olan tüm teknolojik uygulamalarda bu bantları direkt uyarmak mümkün olmuyordu. Çünkü yeteri kadar ısıyı veremiyor, bu yüzden de istediğimiz etkiyi alana kadar seanslara devam etmek zorunda kalıyorduk. Her kişide farklı sayıda seanslarda sonuç alırken aynı zamanda, işlemin kalıcılığı ve başarı oranında istediğimiz seviyelere ulaşamıyorduk.

Bugün artık tek seferde kolajen bantları kontrollü bir şekilde direkt uyarmak ve tek seferde uzun süreli bir kalıcılık sağlamak mümkün hale geldi. Bu teknolojilerden biri de Endolift Lazer Ağı. Saç teli inceliğine sahip bu teknoloji ile direkt cildin altına ısı vererek yarım saatte, acı, ağrı, morarma, kesi ve dikiş olmadan tek seferde istediğimiz sonucu elde edebiliyoruz. İstediğimiz uzunlukta, derinlikte ve şiddette ısıyı cildin alt tabakasına ulaştırabiliyoruz.

Endolift Lazer Ağı ile Sıkılaşın!

Endolift Lazer Ağı Uygulaması ile sarkmaları ortadan kaldırmak, tek seferde kolajen bantlarını kontrollü bir şekilde uyarmak ve uzun süreli kalıcılık sağlamak mümkündür. Saç teli inceliğindeki bu lazer teknolojisi ile direkt cildin altına ısı vererek yarım saatte acı, ağrı, morarma, kesi ve dikiş olmadan tek seferde istenilen sonuca ulaşabiliyoruz. Bu uygulamanın bu kadar başarılı olmasının nedeni; istenilen uzunlukta, derinlikte ve şiddetteki ısının cildin alt tabakasına ulaşıyor olmasıdır. Selülit tedavisinden göz kapağı düşüklüklerine, yüz germeden, gıdı gidermeye ve hatta dolgusuz Jaw-Line (Çene Hattı) belirginleştirmeye, diz ve dirseklerse cildin sıkılaştırılmasına ve hatta diz içlerindeki küçük yağ depolarının giderilmesine kadar geniş bir alanda tedavi mümkündür.

İstediğimiz bölgede ısı ayarlarını değiştirip, kontrollü yağ yakarak şekillendirme yapabildiğimiz Endolift Lazer Ağı ile kolajenin uyarılması ve ısı ile cildin üstündeki porlar küçülmeye, sivilce lekeleri azalmaya, cilt lekeleri açılmaya ve ciltte bebeksi bir etki ve parlaklık oluşmaya başlıyor. Üstelik uygulama sonrasında sosyal hayatınıza kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz!

Diğer ameliyatsız uygulamalarda olduğu gibi Endolift Lazer Ağı uygulamasında da her kişi üzerinde aynı sonucu elde etmek zor. Doğru besleyici ve koruyucu ürünlerle bakım yapılmamış koruyucu bariyeri ve kolajen bağları güçlü olmayan, derin kırışıklıklar hatta sarkmalar oluşan bir cilt ile iyi bir bakım uygulanan ciltte aynı sonucu alamayız. Unutmamak gerekir ki, iyi bakılmamış bir cilt karşısında hiçbir uzman doktor, teknoloji ve ameliyatlar sihirli bir değnek dokunuşunda bulunamaz. Bu nedenle yapılan uygulamadan alınan sonuç ve kalıcılığı da kişiye özeldir. Erken yaşlarda doğru ürünler kullanılarak yapılan bakımlar, doğru beslenme ve doğru yaşam tarzının benimsenmesi cildinize yapacağınız en güzel yatırımdır. Kendinize ne kadar erken bakmaya başlar ve sağlıklı yaşarsanız ileride yaptıracağınız işlemlerden daha kısa sürede ve daha kalıcı sonuçlar alabilir, bu uygulamalara çok daha geç yaşlarda ihtiyaç duyarsınız.

Endolift Lazer Ağı ve Kök Hücre uygulamaları ile daha detaylı konuşmak, konuyla ilgili sorularınızı sormak için sizleri de 10 Eylül tarihinde 13:30-14:00 saatleri arasında Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde düzenlenecek olan “Güzellik ve Bakım Fuarı İstanbul 2021”e bekliyorum.

Metinde belirtilen işlemlerin uygulanması ve sonuçları her kişinin anatomisine, fizyonomisine ve yaşam kalitesine göre değişiklik gösterebilir. Bahsedilen uygulamadan önce konunun uzmanı bir doktorla görüşülmesini öneririm.”

 

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya Sosyal medya hesapları

Facebook: drevrimuckunkaya

Instagram: @druckunkaya

YouTube: druckunkaya

Dudaklarınıza Gereken Önemi Verme Zamanı

Yaz aylarında güneşe maruz kalan dudaklar zamanla kurumaya ve çatlamaya başlar. Dudak, yağ üretme özelliği olmadığından ciltte kurumaya en yatkın bölgedir. Doğru zamanda müdahale edilmediğinde ise dudaklarda kanama ve acıya sebep olur. Dudak çatlaklarıyla mücadelenin en bilinen yöntemi düzenli olarak nemlendirmektir. Bu haftaki köşe yazımda kuruyan ve çatlayan dudaklara nasıl bakım yapabileceğinizi sizler için anlatacağım.

Sabah dışarı çıkmadan ve gece yatmadan önce kullanacağınız nemlendiriciler ile dudak kuruluğu ile mücadele ederken, bu uygulamaların yeterli olmadığı ya da daha uzun soluklu çözümler gerektiği durumlarda, başarılı sonuçlar veren estetik uygulamalarından da faydalanabilirsiniz. Hızlı ve etkili sonuç veren nem aşısı, kök hücre ve PRP uygulamaları ile dudak bariyerinizi güçlendirebilir, sağlıklı bir görünüme kavuşabilirsiniz.

Kök hücre uygulaması, nem aşısı ve PRP dudaklar için etkili bir yöntem

Dudak ve cilt bakımında nem aşıları, kök hücre ve PRP uygulamaları en sık başvurduğumuz yöntemler arasında yer almaktadır.

Hyalüronik asit destekli nem aşıları dudağa enjekte edildiğinde su molekülleriyle birleşerek uygulandığı bölgeye nem verir. Nem aşısı, dudak içerisine olduğu gibi etrafına uygulanabilir. İçerisine ilave edilen aminoaistler ve vitaminlerle dudak bariyeri artırılarak daha sağlıklı bir görünüm elde edilir. Kök Hücre uygulamasında ise tek seansta, yaklaşık 1-1.5 saat süren bir işlem ile uygulamanın etkileri operasyonu takip eden 1 ay içerisinde görülmeye başlar. Yine PRP uygulaması, incelen ve kuruyan deriyi içten nemlendirmek ve güçlendirmek için etkili sonuç verir. PRP uygulamasının 2’şer hafta arayla en az 4 kez yapılması ve yılda 1 kez tekrarlanması gerekir. Dudağa yapılan yağ enjeksiyonları ile de dudaktaki kanlanmayı arttırarak daha sağlıklı ve diri görünmesini sağlayabiliyoruz.

Dudaklar üzerindeki ölü deri dermaroller ile temizleniyor

Klinikte yapılabilecek uygulamaların dışında dudak bakımı için evde ağrı ve acı olmadan dermaroller uygulaması da yapabilirsiniz. Dermaroller’ın ucundaki ince uçlu iğneler, dudak üzerinde hasar oluşturarak ölü derinin atılmasını ve hücrelerin yenilenerek yerine sağlıklı hücrelerin gelmesini sağlar. Uygulamadan sonra gözenekler 10-15 saniye açık kalır. Böylece uygulama sonrasında bölgeye uygulanan vitamin, nemlendirici, antioksidan kremler ya da Hyalüronik asit desteği, daha hızlı ve daha kolay deri altına ulaşır. Hiçbir ürün kullanmasanız bile, uygulama sonrasında gözenekler açılacağı için cildiniz oksijen alacak, kanlanma artacak ve daha sağlıklı bir görünüme kavuşabilirsiniz. Hassas ve alerjik cilde sahipseniz daha küçük milimetrelerdeki dermaroller kullanmanız gerekir.

Dolgun ve parlak dudaklar için 5 pratik bilgi

-Yumuşak bir diş fırçası yardımı ile dudaklarınızı zaman zaman fırçalamak dudaklarınızı ölü derilerden arındıracaktır.

-Mat ve koyu renk rujlar dudaklarınızın daha da kurumasına neden olabilir. Özellikle kış aylarında bu rujları sürmeden önce nemlendirici kullanmanız dudaklarınızı nemli tutacaktır.

-Nane yağı kullanmak dudaklarınızı nemlendirir. Düzenli olarak nane yağı ile masaj yaptığınız dudaklarınız daha canlı duracaktır.

-Bol bol su içmeye özen göstermelisiniz. Su eksikliği ciltte kurumaya ve dudaklarda yıpranmaya neden olabilir.

-Dudaklarınızı nemlendirecek bitkisel yağlar, peeling ve maske uygulamaları ise dudaklarınızı olduğundan daha canlı gösterecektir.

Evde yapabileceğiniz peeling önerisi

Malzemeler

1/2 çay kaşığı toz tarçın

1/2 yemek kaşığı zeytinyağı

1/2 yemek kaşığı bal

Hazırlanışı ve uygulanışı

Bir kap içerisinde malzemeleri birbiri ile karıştırın.

Parmak uçlarınız yardımı ile nazikçe karışımdan alarak dudaklarınıza peeling yapın.

Ilık su ile durulayın. Dilerseniz kullandığınız bir dudak merhemi varsa ardından uygulayabilirsiniz.

Peeling etkisi: Tarçın doğal olarak dudağınızın dolgunlaşmasını sağlar. Bu peeling genel olarak daha yumuşak ve daha dolgun görünen dudaklara sahip olmanıza yardımcı olur.

 

“Metinde belirtilen işlemlerin uygulanması ve sonuçları her kişinin anatomisine, fizyonomisine ve yaşam kalitesine göre değişiklik gösterebilir. Bahsedilen uygulamadan önce konunun uzmanı bir doktorla görüşülmesini öneririm.”

 

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya Sosyal medya hesapları

Facebook: drevrimuckunkaya

Instagram: @druckunkaya

YouTube: druckunkaya

Maden Suyu ile Cildinize Güzellik Katın

Musluk suyunun içindeki demir, bakır, magnezyum, çinko ve kurşun gibi ağır metaller, serbest radikallerle etkileşime girerek cildin kolajen dokusunu zayıflatır. Yüzümüzü düzenli olarak maden suyu ile yıkamak daha canlı ve genç bir cilde kavuşmamızı sağlar ve kırışıklıklara karşı cildimizi korur. Taze bir cilt için kök hücre, nem aşısı, endolift lazer ağı ve mezoterapi uygulamalarını yaptırabileceğiniz gibi, evinizde maden suyu ile kolayca hazırlayacağınız yöntemlerle cildinize destek olabilirsiniz. Bu haftaki yazımda adeta güzellik minerali olarak tanımlanan silisyum açısından oldukça zengin olan maden suyunun cilde olan yararlarını ve nasıl faydalanabileceğimizi anlatacağım.

Silisyum, vücudun gelişimi ve sağlıklı bir cilt için gerekli olan 25 element arasında 3. sırada yer alır. Mineral ve vitaminlerin vücut tarafından etkili şekilde emilmesine ve sindirilmesine destek olan silisyumun cilt sağlığı üzerindeki faydaları oldukça fazladır. Kolajen ve elastin liflerini güçlendirerek dokuların elastikiyetini sağlayan cilt dostu mineral, bu özelliğiyle cildi sıkılaştırıp kırışıklıkları önleyen bir etkiye sahiptir. Maden suyunda bolca bulunan silisyumun etkileriyle sağlıklı bir gençlik elde etmek mümkündür. Günlük cilt bakımında maden suyu ile evinizde kolaylıkla uygulayabileceğiniz yöntemlerle hem taze ve canlanmış bir cilde sahip olursunuz hem de kırışıklıklara karşı cildi koruma altına alabilirsiniz.

Maden suyunu buz kalıbında dondurarak her sabah kullanın

Günlük cilt bakımında maden suyunun faydalarından evinizde kolay yöntemlerle faydalanabilirsiniz. Maden suyunu buz kalıbında dondurun ve sabahları bu kalıplarla cildinizi temizleyin. Kısa süre sonra cildinizdeki canlılığı fark etmeye başlayacaksınız. Ancak burada hassas kılcal damarlara sahip kişiler maden sulu buz kalıplarını yüzlerinde gezdirirken dikkatli olmalı. Çünkü yüze aşırı soğuk uygulama yapmak kılcal damarları belirginleştirebilir.

Bunun dışında, maden suyunu yüz bölgesine pamuğa sürülerek uygulama yöntemiyle temizleyici olarak kullanılabilirsiniz. Maden suyunun sprey olarak kullanılması da ciltte ferahlatıcı bir etki yaratır.

Maden suyu kullanımında dikkat edilmesi gereken unsurlar

Cilt temizliğinde maden suyu kullanımında dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri maden suyu yerine soda kullanılmamalıdır. Mineral bakımından oldukça zengin olan maden suyu ile mineral içermeyen soda aynı şeyler değildir. Maden suyunun içerisinde karbondioksit gazı doğal olarak bulunurken, sodaya daha sonra ilave edilir. Bu nedenle satın alırken bu ayırımı gözeterek, aldığınız maden suyunun da içerisinde nitrit ve amonyak olmamasına dikkat etmelisiniz. Maden suyunun içerisine limon suyu ekleyebilirsiniz. Ancak, marketlerde satılan limon aromalı maden suyundan kaçınınız. Meyveli ve aromalı maden sularını cilt bakımında kullanmayınız. Maden suyu ile yüz temizlenirken aşırı bir yanma oluyorsa, maden suyunu biraz bekletip gazını kaçırdıktan sonra ılık olarak uygulanmalıdır. Hassas ciltlerde nadiren de olsa alerjik reaksiyon gelişebileceğinden kullanmadan önce bileğin içinde deneme yapılması iyi olur.

Maden suyunun ciltte yarattığı etkiler

-Cildin gerekli olan su ve mineral ihtiyacını da karşılayarak, cildin gergin, pürüzsüz ve canlı bir görünüm kazanmasına yardımcı olur.

-Vücudu ve cildi toksinlerden arındırarak rahatlayıcı bir etki yaratır.

-İçerisinde bulunan silisyum sayesinde cildi güçlendirerek gözenekleri sıkılaştırır.

-Yağ yakıcı etkisinin yanı sıra temizleyici etkisi ile cildi kirlerden arındırır.

-Yüz kenarlarında gülmekten oluşan mimik çizgilerinin giderilmesine yardımcı olur.

Metinde belirtilen işlemlerin uygulanması ve sonuçları her kişinin anatomisine, fizyonomisine ve yaşam kalitesine göre değişiklik gösterebilir. Bahsedilen uygulamadan önce konunun uzmanı bir doktorla görüşülmesini öneririm.”

 

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya Sosyal medya hesapları

Facebook: drevrimuckunkaya

Instagram: @druckunkaya

YouTube: druckunkaya

Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/pembenar/op-dr-evrim-uckunkaya/maden-suyu-ile-cildinize-guzellik-katin-6582692

Kendinizden gelen güzellik: Kök hücre

Cilt kırışıklıklarından meme büyütmede silikonun yerine kullanılmasına, yara tedavisinden saç güçlendirmeye kadar geniş bir uygulama alanı olması ve kişinin kendi hücreleri ile uygulandığı için bir yan etki riski taşımaması sebepleriyle en çok tercih edilen uygulamaların başında Kök Hücre geliyor. Liposuction yöntemiyle alınan yağlardan elde edilen uygulama ile artık bıçak altına yatmadan, teknolojik cihazlarla yapılan işlemler ile farklı ameliyatsız estetik uygulamaların gücünün yetmediği, sürekli kalıcılığı elde edebiliyoruz. Tek seansta, ortalama 1.5 saat süren uygulama ile sosyal hayatınızdan uzaklaşmadan, yara ve dikiş izleri olmadan, ağrısız ve alerji endişesi taşımadan zamanı geriye döndürebilir, hayalini kurduğunuz vücuda kavuşabilirsiniz! Bu haftaki yazımda Kök Hücre uygulamasıyla ilgili merak edilenleri paylaşacağım.

Estetik ve plastik cerrahide yağ dokusu transferi, eskiden beri yaygın olarak kullanılır. Ama en önemli sorun bu yağların yaşayabilirliği ve tutunma oranlarıdır. Çünkü klasik yağ enjeksiyonlarında, enjekte edilen yağın yüzde 70’i bir süre sonra vücut tarafından emilerek etkisini yitirir. Bu durumda kalıcı bir dolgunluk sağlanamaz. Ancak kök hücreden zengin yağ enjeksiyonları, uzun vadede yüzde 75 oranında kalıcılık sağlarken doku üzerinde de bir onarım sağlar.

Yaşlanma sürecini tersine çeviren uygulama

Liposuction yöntemiyle alınan yağlardan elde edilen kök hücreleri kullanarak gerçekleştirilen Kök Hücre uygulaması ile artık yaşlanma süreci, sürekli kalıcılık elde edecek şekilde tersine çevrilebiliyor. Uygulama ile cilt altında eksilmiş olan hücreler cildin en alt tabakasına geri veriliyor ve içinizden gelen güzellik yine kendi hücrelerinizle size kazandırabiliyor. Kök Hücre uygulaması ile yaş ilerledikçe kaybedilen hücreler tekrar yerine konduğu için cilt 8- 10 yıl önceki haline dönebiliyor. İşte tam da bu şekilde, tek seansta sorunlu bölgede, alerji, reddedilme ve yabancı madde reaksiyonu riski taşımadan “kök”ten yenilenme hareketi başlatmak mümkün!

Yağ enjeksiyonu yaptıran bir kişi, ilk birkaç ay, ya istenilenden daha büyük bir dokuyla yaşamak, ya da işlemi birden fazla tekrar etmek zorunda kalır. Vücudunda kısıtlı miktarda yağ bulunanlar içinse bu işlemlerin sayısı artar. Oysa sıklıkla benim de uyguladığım kök hücreden zengin yağ enjeksiyonu işlemi ile tek seansta istenilen kalıcı etki sağlanabiliyor. Kök hücreden zengin yağ dokusu, diğer dolgu maddelerinin aksine, enjekte edildiği alanlarda güçlü bir canlandırıcı, yenileyici ve tamir edici etki yaratarak dokuları gençleştiriyor. Enjekte edilen bölgede olgun, canlı yağ ve cilt hücrelerine dönüşen kök hücreler, dayanıklıklarıyla da avantaj sağlıyor. Üstelik silikon gibi sentetik ve kimyasal ürünlerle karşılaştırıldığında hastanın kendi yağ dokusuyla yapılan yüzde 100 doğal bir işlem.

Tepeden tırnağa yenilenme

Kök hücreden zenginleştirilmiş yağ dokusu vücutta birçok bölgeye transfer edilebiliyor. Ağırlıklı olarak meme bölgesinin dolgunlaştırılması ve dikleştirilmesi, çarpık bacak görünümünün düzeltilmesi, bacak içi dolgunluğunun artırılması, liposuction ameliyatı sonrası ciltte olan çöküklük ve düzensizliklerin giderilmesi, vücudun farklı bölgelerindeki yaşlanmaya bağlı oluşan hacim ve dirilik kaybının ortadan kaldırılması, poponun dışa çıkıklığının ve dolgunluğunun artırılması, eski bir yaralanmaya bağlı ciltte oluşan iz ya da çöküklüklerin düzeltilmesi, genital bölgedeki sorunların ortadan kaldırılması işlemlerinde uygulanıyor.

Mimiklerinizi kaybetmeyin!

Tedavi sonrası jest ve mimiklerde değişiklik görülmez, ifade kaybı yaşanmaz. Yüzün genel hali korunarak gençleştirme tamamlanır. Kök Hücre Tedavisi doğal bir uygulama olduğu için bir alt-üst yaş sınırlaması yoktur. Kadın-erkek her yaştan kişiye uygulanabilir.

Nasıl uygulanıyor?

Kök Hücre uygulamasında tek seansta, yaklaşık 1-1.5 saat süren bir işlem uygulanıyor. Öncelikle Liposuction yöntemiyle kişiden bir miktar yağ alınıyor, bu yaklaşık 10 dakika sürüyor. Daha sonra alınan yağlar, özel işlemden geçirilerek kök hücreden zengin hale getiriliyor. Bu işlem de yaklaşık 30-40 dakika sürüyor. Operasyonun son 10 dakikasında ise alınan hücreler sorunlu bölgeye enjekte ediliyor. Sonrasında hücrelerin cilt altında çoğalması etkinleşmesi süreci başlıyor. Uygulamanın etkilerini, operasyonu takip eden 1 ay içerisinde görülmeye başlanıyor. 9-12 ay sonra etkisi en üst seviyeye ulaşıyor. Yaşa, genetiğe ve yaşam şekline bağlı olarak bazı hastalarda bu süre 18 ile 24 aya kadar uzayabiliyor.

Metinde belirtilen işlemlerin uygulanması ve sonuçları her kişinin anatomisine, fizyonomisine ve yaşam kalitesine göre değişiklik gösterebilir. Bahsedilen uygulamadan önce konunun uzmanı bir doktorla görüşülmesini öneririm.”

 

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya Sosyal medya hesapları

Facebook: drevrimuckunkaya

Instagram: @druckunkaya

YouTube: druckunkaya

Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/pembenar/op-dr-evrim-uckunkaya/kendinizden-gelen-guzellik-kok-hucre-6575783

Yanıkta Hayat Kurtaran Müdahaleler

Ülkemizin dört bir yanında meydana gelen yangın felaketi hepimizi derinden üzüyor. Ormanların ve hayvanların tehlikenin ortasında olduğu felakette, kurtarma ve yardım ekipleri, orman köylüleri ve vatandaşlar günlerdir mücadele ediyorlar. Bizler de afet bölgeleri ile dayanışarak içinden geçtiğimiz bu zor günleri daha fazla can kaybı olmadan hızlı bir şekilde atlatmayı umut ediyoruz, dileriz ki böyle bir felaket bir daha yaşanmaz. Ormanlardaki yangınlarla mücadele eden insanlara bir nebze faydamız olabilsin diyerek bu haftaki yazımda yanıklar için hayat kurtaran ilk müdahaleleri hatırlatacağım.

Yanık tedavisinde yapılması gerekenler

Güneş yanığı gibi yüzeysel yanıklar ne sürerseniz sürün kendi kendine iyileşecek yanıklardır. Yüzeysel yanıklar için diş macunu ve yoğurt gibi maddelerin faydası veya zararı yoktur. Derin yanıklarda ise bu maddeler son derece zararlı sonuçlar doğurabilir. Kendi kendine 10 gün içinde iyileşecek olan yüzeysel yanıklarda amaç bu süreci en ağrısız ve konforlu tamamlamaktır. Bunun için yanık bölgesinin yağlı pomatlar ile örtülmesi yeterli olacaktır.

Ağrıyı gidermek için yanık bölgesine lokal anestetik içeren pomat veya kremlerin sürülmesi son derece tehlikelidir. Bu maddelerin, bütünlüğü bozulmuş deriden emilimleri kontrolsüz olacağından, başta kalp ve dolaşım sistemi üzerinde olumsuz sonuçlara neden olabilirler. Yanık pansumanı yapıldığında hastanın ağrısı azalacaktır. Ağızdan antibiyotik hap kullanımına ise  ezbere başlanmamalıdır. İltihap bulgusu olmadan antibiyotik kullanmak hem gereksiz hem de zararlıdır.

Evde meydana gelen küçük haşlanma yanıklarında musluk suyu ile soğutma yaptıktan sonra topikal krem veya pomadlar ile kapalı pansuman yapmak yeterli olacaktır. Bu ajanlar derinin kuruması ve gerilmesi nedeniyle olan yangıyı ve ağrı hissini azaltacaktır. Hastaya analjezik verilebilir.

Hayati müdahaleler

Yanma anından sonra yapılacak 3 müdahale:

-Derinin üzerinde kıyafet varsa çok hızlı bir şekilde, yaraya zarar vermeden ve acı çektirmeden çıkarmak. Yanan bölge çok genişse kıyafeti keserek çıkarmanızı öneririm.

-Kesintisiz 10 dakika mümkün olduğu kadar soğuk suyun içinde tutarak yıkamak.

-Hava alan hafif bir bezle sarmak ve hemen hastaneye gitmek.

Yanan deriyi direkt soğuk suda yıkadıktan sonra ince bir tülbentle, sıkmayacak şekilde çok hafif bir şekilde sarılmalı ve hemen hastaneye gidilmelidir. Eğer hastane çok uzaktaysa gidene kadar ağrı kesici kullanılmasını tavsiye ediyorum. Çünkü ağrı kesici yaraya enfeksiyon yapmaz. Bunların dışında kesinlikle hiçbir şey yapılmamasını öneriyorum.

Yanık dereceleri

1. derece yanıklarda yapılacak tek şey o bölgeyi nemlendirmek. Bu yanıklar güneşlenirken oluşan yanıklardır.

2. derece yanıklarda yani yanma cildin bir katman daha altına geçtiği zaman, deride su toplaması olduğunda dikkat etmelisiniz. Kesinlikle onları patlatmamalısınız. Derinin içindeki o su aslında vücudun kendi içinde bol proteini olan suyudur ve zaten zamanla iner. Ağrılı ya da acılı olabilir.

Bunun tedavisi daha çok ağrı kesicili anti-bakteriyeller sürmek ve yanan bölgeyi korumaktır.

3. derece yanıklar, yanmanın derinin yağ tabakasının altına hatta kaslara kadar ulaştığı durumlardır. Tedavisi hastanede uzun süre yapılır. Yanığın kapatılması bakılması zorlu işlemlerdir. Hasta yatırılarak tedavi edilir. Çünkü bu hastalar çok ağrı çekerler ve ancak anestezi altında yıkanıp temizlenebilirler.

Metinde belirtilen işlemlerin uygulanması ve sonuçları her kişinin anatomisine, fizyonomisine ve yaşam kalitesine göre değişiklik gösterebilir. Bahsedilen uygulamadan önce konunun uzmanı bir doktorla görüşülmesini öneririm.”

 

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya Sosyal medya hesapları

Facebook: drevrimuckunkaya

Instagram: @druckunkaya

YouTube: druckunkaya

Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/pembenar/op-dr-evrim-uckunkaya/yanikta-hayat-kurtaran-mudahaleler-6570190

Güneşten değil, güneş lekelerinden korunun

Güneşten aldığımız D vitamini vücudumuzun en büyük ihtiyaçlarından biridir. Güneşin faydalarından yararlanırken lekelere karşı dikkati elden bırakmamamız gerekir. Korunmasız olarak güneşte fazla kalmak cildimizin nem dengesini bozarak kurumasına neden oluyor, bu da cildimizde lekelenmeleri meydana getiriyor. Güneşin zararlı etkilerinden korunmanın yollarını gelin birlikte inceleyelim.

Güneş Kremi Kullanmadan Güneş Işınlarına Maruz Kalmayın

Güneş ışınları, cildimizde hiç istemediğimiz görüntülerin oluşmasına neden olabiliyor. Cildimizde ve vücudumuzun güneşe maruz kalan bölgelerinde, koyu kahverengi oluşan güneş lekeleri, bu dönemde hayatımızın kâbusu olabiliyor. Özellikle açık tenlilerin güneş ışınlarından korunmak için çok daha dikkatli olması gerekiyor. Dışarı çıkarken mutlaka yüksek faktörlü güneş kremi sürülmeli ve bu işlem her 20 dakikada bir tekrarlanmalıdır. Güneş lekeleri sadece yüz bölgesinde oluşmaz. Dekolte bölgesi, el ve kollarda da leke oluşumu görülebilir. Tüm vücudu güneşin zararlı etkilerinden korumak için şemsiye kullanılabilir. Güneş lekeleriyle savaşmak için renk açıcı kremlerin ve renk düzenleyicilerin kullanılmamasını tavsiye ediyorum.

Güneş Lekelerinden Korunmak İçin Yöntemler

· Cildinize parfüm içeren ürün sürüp güneşe çıkmayın.

· Güneşe çıkmadan yarım saat önce güneş kremi sürün. Kreminizi 20 dakikada bir yenileyin.

· Islak ten üzerine güneş kremi sürmeyin. Cildinizi kurulamayı ihmal etmeyin.

· Özellikle açık tene sahip olanlar mutlaka şapka ve güneş gözlüğü kullanmalılar.

· Araba kullanırken bile güneş lekeleri oluşabilir. Özellikle el bölgesine güneş kremi sürerek önleminizi alın.

· Kış aylarında daha çok C vitamini ve antioksidanlar depolayarak yaza hazırlanın.

Güneş lekelerine kalıcı olarak son vermek mümkün!

Cilt lekesi tedavisi öncesinde, lekenin derin mi yoksa yüzeysel mi olduğu tespit edilmelidir. Leke tedavisinde genellikle kombine tedaviler daha iyi sonuçlar verir. Ciltte güneşin etkisiyle oluşan lekelere karşı, cilt altına yapılan nem aşıları ve PRP’ler ile cilt bariyerini güçlendirebiliyor, dermapen ve lazer uygulamalarıyla da kalıcı iyileştirme sağlayabiliyoruz. Cilt lekelerine karşı gerçekleştirilen klinik uygulamaların kesinlikle kış aylarında yapılması gerekiyor. Bazı derin lekeler ve pigment hasarları, tedavilerinden sonra özellikle yaz aylarında tekrar kendini gösterebilir. Bu tür lekeleri önlemek için güneşten korunmak çok önemli. Cildinizin kalitesini artırmak, bariyerini güçlendirmek, nemini artırmak hatta güneş lekelerinizden ve çillerinizden tamamen kurtulmak için Kök Hücre Tedavisi tek seferlik ve kesin çözümdür. Özellikle ultraviyole A ve ultraviyole B içerikli olan, yüksek koruma faktörüne sahip kremler kullanmak gerek. Aynı zamanda cilt altı tabakasını besleyici, kolajen ve elastin doku artışını destekleyen ürünler kullanılarak cilt dokusu daha da canlı hale getirilebilir.

“Metinde belirtilen işlemlerin uygulanması ve sonuçları her kişinin anatomisine, fizyonomisine ve yaşam kalitesine göre değişiklik gösterebilir. Bahsedilen uygulamadan önce konunun uzmanı bir doktorla görüşülmesini öneririm.”

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya

 

Kaynak: http://www.pudra.com/guzellik/cilt-bakimi/gunesten-degil-gunes-lekelerinden-korunun-29706.htm

Sağlıklı saçlar için yol haritası

Tatil esnasında deniz, havuz ve güneşe maruz kalan saçlar yıpranma ve dökülme sorunlarına neden olabiliyor. Özellikle yaz döneminde saçlarda artış gösteren dökülme ve yıpranma problemleri, kişileri sosyal ve psikolojik anlamda da olumsuz etkiliyor. Gelin birlikte yıpranan ve dökülen saçlar için neler yapmamız gerektiğini inceleyelim.

Dünyada en çok yaptırılan ameliyatsız estetik uygulamaları arasında saç özelinde yapılan uygulamalar üçüncü sırada yer alıyor. Günlük hayat koşuşturması içinde stres, endişe, sağlıksız beslenme, uyku düzeni bozukluğu, kronik hastalıkların yanı sıra, özellikle yaz aylarında deniz, güneş gibi etkenler saçları daha da yıpratıyor. Saçlarımızda dış etkenler nedeniyle oluşan aşırı dökülme ve hasarlanma gibi sorunlara Kök Hücre, Saç Mezoterapisi ve PRP Uygulaması ile çözüm bulabilir, kendi hücrelerinizle yeniden ışıl ışıl saçlara kavuşabilirsiniz.

Kök Hücre Uygulaması ile tek seansta güçlü ve sağlıklı saçlar

Kök hücre, cilt kırışıklıklarından meme büyütmede silikonun yerine kullanılmasına, yara tedavisinden saç güçlendirmeye kadar geniş bir uygulama alanı olması ve kişinin kendi hücreleri ile uygulandığı için bir yan etki riski taşımaması sebepleriyle en etkili ve en çok tercih edilen uygulamalar arasında.

Estetik ve plastik cerrahide yağ dokusu transferi, eskiden beri yaygın olarak kullanılır. Ama en önemli sorun bu yağların yaşayabilirliği ve tutunma oranları. Çünkü klasik yağ enjeksiyonlarında, enjekte edilen yağın yüzde 70’i bir süre sonra vücut tarafından emilerek etkisini yitirir. Bu durumda kalıcı bir dolgunluk sağlanamaz. Ancak kök hücreden zengin yağ enjeksiyonları, uzun vadede yüzde 75 oranında kalıcılık sağlarken doku üzerinde de bir onarım sağlar.

Benim de hastalarıma uyguladığım kök hücreden zengin yağ enjeksiyonu işlemi ile tek seansta istenilen sağlıklı ve güçlü saçlara kavuşulabiliyor. Kök hücreden zengin yağ dokusu, diğer dolgu maddelerinin aksine, enjekte edildiği alanlarda güçlü bir canlandırıcı, yenileyici ve tamir edici etki yaratarak dokuları gençleştiriyor, saç köklerini kuvvetlendiriyor. Enjekte edilen bölgede olgun, canlı yağ ve cilt hücrelerine dönüşen kök hücreler, dayanıklılıklarıyla da avantaj sağlıyor. Hem silikon gibi sentetik ve kimyasal ürünlerle karşılaştırıldığında hastanın kendi yağ dokusuyla yapılan yüzde 100 doğal bir işlem olduğundan, uyum ideal seviyede sağlanıyor hem de tek seansta, yaklaşık 1-1.5 saat süren bir işlem.

PRP ve Saç Mezoterapisi ile saçınıza ihtiyacı olan bakımı yapın

PRP işlemiyle saç köküne daha fazla miktarda kan, oksijen, vitamin taşınmasına olanak sağlanır. Salgıladığı büyüme faktörleri ile saç kökü hücrelerini uyarır ve saç üretimini hızlandırır. Böylece saçların daha sağlıklı hale gelmesini sağlar. Özellikle saç dökülmesi olan bölgede uygulandığında dökülmeyi durduran bir işlevi bulunur. Uygulama;  güçsüz, kırılmış, hasarlı saçlarla birlikte saç üretimi yeteneğini kaybeden saç köklerini uyararak hem saç dökülmesini durdurur hem de saçların daha parlak ve canlı görülmesini sağlar. PRP uygulamasında sorunun büyüklüğüne bağlı olarak birden çok seans uygulanabilir. Seanslar, uygulama yapılacak bölgenin büyüklüğüne göre değişse de, en fazla 30 -40 dakika sürer. Uygulama sonrasında kişi sosyal hayatına devam edebilir. Bazen yapılan iğnelere bağlı olarak küçük ve geçici morluklar oluşabilir. Kan sulandırıcı kullananlar, geçmişinde kanser öyküsü olanlar ile hamilelik ve emzirme dönemini yaşayanlarda uygulama yapılmasını önermiyorum.

Saç Mezoterapisi uygulaması ise saçlı derinini kan dolaşımında düzelme ve saç hücrelerinin beslenmesinde artış meydana getirir. Saç dökülmeleri çok azalır ya da tamamen durur. İncelmiş olan saçlar kalınlaşır, parlak ve canlı hale gelir. Saç Mezoterapisi, hem kadınlara hem de erkeklere başarıyla uygulanabilmektedir. Mezoterapiden fayda gören saç dökülmeleri; strese bağlı, mevsimsel, metabolik nedenli saç dökülmeleri ve gebelik sonrası ani saç dökülmeleri olarak sıralanabilir. Özellikle kıl kökünde bir küçülmenin gözlendiği ve kılın oluşum ve büyüme evresi olan “anajen evresinde” kısalmanın saptandığı “androjenik alopesilerde (erkek tipi saç dökülmesi)” mezoterapi uygulanması faydalıdır. Hormonal ve genetik saç dökülmelerinde ve tamamen çıplak hale gelmiş alanlarda ise bu yöntem destek tedavi olarak tercih edilebilir. Dökülmüş saçları tekrar çıkarmak ve saçsız bir alanda saçların tekrar büyümesini sağlamak ise olası değildir.

Aloe Vera Maskesi ile saçlarınızı yeniden yapılandırın

Aloe veranın cilde olan faydalarını artık hepimiz biliyoruz. Aloe veranın faydaları sadece ciltle kalmıyor, aynı şekilde saçları da yeniden yapılandırıyor. Kuru ve yıpranmış saçlar için siz de bu maskeden faydalanabilirsiniz.

-1 tatlı kaşığı aloe vera jeli

-Yarım çay bardağı zeytinyağı

-1 tatlı kaşığı gliserin

Tüm malzemeleri bir kase içinde karıştırın. Elde ettiğiniz karışımı saç uçlarınıza ve saç diplerinize masaj yaparak uygulayın. Yarım saat beklettikten sonra şampuanla güzelce yıkayın. Bu maskeyi saç uçlarınız yenilenene kadar haftada iki kez tekrarlayabilirsiniz.

Daha hızlı sonuç alabilmek için, hazır havalar da sıcakken saçlarınızı fön makinesi ile kurutmamanızı öneririm.

“Metinde belirtilen işlemlerin uygulanması ve sonuçları her kişinin anatomisine, fizyonomisine ve yaşam kalitesine göre değişiklik gösterebilir. Bahsedilen uygulamadan önce konunun uzmanı bir doktorla görüşülmesini öneririm.”

 

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya Sosyal medya hesapları

Facebook: drevrimuckunkaya

Instagram: @druckunkaya

YouTube: druckunkaya

Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/pembenar/op-dr-evrim-uckunkaya/saglikli-saclar-icin-yol-haritasi-6560895

Basit Yöntemlerle Tırnaklarınızı Güçlendirin

 Yaz aylarında daha hızlı uzayan tırnaklarınız yeterince güçlü ve sağlıklı değil mi? Bakımlı ve sağlıklı tırnaklar için akla ilk manikür ve pedikür gibi uygulamalar gelse de, tırnak bakımında en önemli konu doğru beslenme ve vücuttaki vitamin dengesidir. Bu haftaki yazımda tırnak bakımında nelere dikkat etmeliyiz, sağlıklı tırnaklar için beslenmenin önemi, sağlıksız gözüken tırnakların ardındaki nedenleri ve evde kolaylıkla yapılabilecek bakım önerilerini anlatacağım.

Tırnakların uzaması saçlar gibi dönemsel değildir. Kesintisiz olarak ömür boyu sürer. El tırnaklarının uzayıp tamamen yenilenmesi 3-4 ay sürerken, ayak tırnaklarında ise bu süre 6-8 ayı bulabilir. Tırnakların uzama süresi kişinin genetik yapısına, yaşına, beslenmesine, bakım şekline ve yaşanılan mevsime göre değişiklik gösterebilir. Yaş ilerledikçe tırnak uzama hızı da azalır. Vitamin eksikliği, aşırı yorgunluk, aşırı zayıflık, beslenme bozuklukları, bazı kronik hastalıklar ve ilaç zehirlenmeleri tırnak uzamasını yavaşlatabilirken hamilelik, bazı hormonel rahatsızlıklar ve tırnak düşmeleri halinde tırnaklar daha hızlı uzayabiliyor.

Tırnaklarda Sık Görülen Bozukluklar

Sağlıklı ve güçlü bir tırnak; parlak, pürüzsüz yüzeyli, esnek ve dış etkenlere karşı dirençlidir. Vücuttaki değişik hastalıklar, fiziksel etkenler, ilaçlar ve doğrudan tırnakları tutan hastalıklar tırnaklarda bozukluğa neden olabilir.

Tırnaklarda en sık görülen bozukluklardan biri tırnakların kalınlaşıp, kabalaşmasıdır. Tırnak, kalınlığının yanı sıra; sert kuru, kolay parçalanır bir haldedir, esnekliğini kaybetmiştir. Tırnağın rengi de sarı-esmer, kahverengi bir görünüm alır. Bu tür değişikliklere, daha çok tırnakları tutan mantar hastalıkları neden olur. Uzun süren ayak mantar hastalıkları sonucu bulaşma olabilir. Mantar hastalıkları, ortak kullanılan törpü ve tırnak makası gibi aletlerle bulaşır. Sedef hastalığı tırnaklara yerleştiğinde, diğer belirtilerin yanı sıra, mantar hastalığını çok andıran bir kalınlaşma da yapar ve ayırımı çok zor olabilir.

Ayrıca bazı kalıtsal bozukluklarda da tırnak kalınlaşmaları görülebilir. Tırnak plağının yatağından ayrılması, yani tırnak plağıyla tırnak yatağı arasında bir boşluk oluşması da sık görülen bir durumdur. Başta sürekli bulaşık ve çamaşır yıkamak olmak üzere; ev işleri, hamur yoğurma, macun ve kil yoğurma, çiğ köfte yoğurma gibi tırnağı zorlayıcı işlemler bu durumun oluşmasına kolaylaştırıcı etkenler arasında yer alır. Boşluk, serbest uçtan başlar ve içerisine dolan kirlerden dolayı koyu renkli görülür. Bu kirlerin temizlenmesi için sivri ve sert bir cisim kullanılması, boşluğun daha derinleşmesine yol açar ve bu boşluğa bakteri ve mantarlar da yerleşebilir. Ayrıca sedef hastalığı, mantar hastalıkları, egzamalar, bazı ilaçlar ve genel hastalıklar da bu boşluklara neden olabilir.

Tırnak batmaları, genellikle dar ayakkabıların baskısına bağlı olarak ortaya çıkarlar ve ayak baş parmaklarında görülürler. Baş parmak tırnaklarının çok dipten kesilmesi de batmayı kolaylaştırır.

Tırnak çevresi iltihaplanması, zedelenme sonucu bakterilerin ve uzun sürerse mantarların devreye girmesiyle oluşur. Ev işleri, sık ıslanma ve kuruma, manikürde zedelenme gibi unsurlar bu problemin ortaya çıkmasına kolaylaştırıcı nedenler arasında yer alır. Şişme, kızarma ve cerahatlenme görülür. Tırnakların zedelenmeden korunması, özellikle manikürde dikkatli olunması ve ev işlerinde eldiven kullanılması önemlidir.

Eğer siyah (veya siyaha yakın) leke sınırlı bir alanı tutuyorsa, ilk önce tırnak altı kanamaları akla gelir. Fakat aynı zamanda ”Melanoma” adlı çok tehlikeli bir kanser türünün de habercisi olabilir. Leke, tırnakla beraber ileri gidiyorsa kanamadır. Boyuna çizgiler halindeki siyah lekeler, sıklıkla ilaçlara bağlı görülür.

Sağlıklı tırnaklara kavuşmak için hangi besinleri tüketmeliyiz?

Tırnağın ana yapı taşı, keratin adı verilen sertleşmiş bir tür proteinden oluşur. Eğer beslenme düzeninde yeterli derecede protein alınmazsa, tırnaklardaki keratin sentezi azalır. Bu durum da tırnakların yumuşamasına ve kolayca kırılmasına sebep olabilir. B grubu vitaminler keratin yapımında önemli rol oynar. Ancak B grubu vitaminler vücutta depolanmadığından düzenli olarak gıda yoluyla bu ihtiyaç giderilmelidir. Özellikle biotin, folik asit ve B12 vitamini eksikliğine toplumda sıkça rastlanır. Bu gruptaki vitaminlerin yeterli seviyede alınmaması halinde tırnak problemleri yaşanabilir. Et, balık, yumurta, tam tahıllı ürünler, kuru baklagiller ve kuruyemişler iyi birer B vitamini kaynağıdır.

Kalsiyum eksikliği de tırnakları güçsüzleştirebilir; bolca dereotu, kereviz, susam, badem ve yeşil yapraklı sebzeler kalsiyum açısından oldukça zengindir. Çinko ve demir eksikliğinde de tırnaklarda lekelenmeler ve kırılmalar görülebilir. Et, deniz ürünleri, süt ürünleri, fındık, baklagiller ve tam tahıllı besinler çok iyi birer çinko kaynağıdır. Demir ise özellikle dalak ve ciğer başta olmak üzere tüm et ürünlerinde, yeşil sebzelerde, tam tahıllılarda, çekirdekli kuru üzüm ve kuru erik gibi meyvelerde bulunur. Et ürünlerindeki demir bitkisel kaynaklardaki demire göre vücut tarafından daha fazla emilir. Bunların dışında A, C, E vitaminleri ve selenyum da sağlıklı tırnak yapımında rol oynayan diğer maddelerdir.

Tırnaklar için en büyük tehlikelerden biri de, bilinçsizce yapılan diyetlerdir. Haftada 1 kilodan fazla verdiren ve yeterli seviyede vitamin, mineral ve enerji sağlayan besinlerle takviye edilmeyen diyetlerde, tırnaklar hasar görebilir.

Tırnaklar için evde kolaylıkla yapılabilecek bakım önerileri

-E vitamini kapsüllerini kremlere karıştırıp tırnaklara yedirerek günlük bir bakım sağlayabilirsiniz.

-Hindistan cevizi yağı ile tırnaklarınızı besleyebilir ve nemlendirebilirsiniz. Birkaç damla hindistan cevizi yağı alın ve emilene kadar tırnaklarınıza masaj yapın. Bunu yapmak tırnak yataklarınızı iyileştirir ve onları güçlendirir.

-Haftada bir peeling yapın.

-Biotin de tırnak sağlığı için önemli bir kaynaktır. Tırnaklarınızın daha hızlı uzamasını sağlamak için, bir tür B vitamini olan biotin açısından zengin gıdaları tüketmek önemlidir. Bir çalışmaya göre, biyotinin birkaç hafta içinde zayıf tırnakları güçlendirebilir. Bu vitamini içeren bazı yiyecekler; fındık, karnabahar, yumurta, muz ve mantardır. Bu besinleri sıkça tüketerek güzel bir destek sağlayabilirsiniz.

-Tırnakların uzun süre suyla temas etmesi; aşırı derecede sabun, deterjan ve bunlar gibi kimyasal maddelere maruz kalması da tırnak kırılmalarına neden olabilir. Bu nedenle ev işleri yaparken mutlaka eldiven giyilmeli, eller ve tırnaklar her ıslandığında kendiliğinden kurumaya bırakılmadan havluyla nemi alınmalıdır. Yıkama sonrasında ise ellere besleyici yağlar içeren kremler sürülebilir. Özellikle C ve E vitamini gibi antioksidan vitaminler içeren nemlendiriciler tercih edilmelidir. Bu sayede hem tırnakların kırılmaları önlenir hem de bakımlı görünen ellere sahip olunur.

 

“Metinde belirtilen işlemlerin uygulanması ve sonuçları her kişinin anatomisine, fizyonomisine ve yaşam kalitesine göre değişiklik gösterebilir. Bahsedilen uygulamadan önce konunun uzmanı bir doktorla görüşülmesini öneririm.”

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya Sosyal medya hesapları

Facebook: drevrimuckunkaya

Instagram: @druckunkaya

YouTube: druckunkaya

Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/pembenar/op-dr-evrim-uckunkaya/basit-yontemlerle-tirnaklarinizi-guclendirin-6552099

Cildiniz Kolajen ile Işıldasın!

Yaşlandıkça yavaşlayan hücrelerimizle birlikte azalan kolajen ve elastin üretimi sonucunda ciltte kırışıklık ve sarkma oluşur. Diri bir cilt için onu bir ağ gibi sarıp sarmalayan, sıkılık ve esneklik veren kolajen ve elastine ihtiyacı vardır. Bu haftaki yazımda, sağlıklı, esnek ve pürüzsüz bir cilde sahip olmamızda faydası büyük olan kolajeni anlatacağım.

Kolajen insan vücudunda bulunan en yaygın proteindir ve toplamda ise vücudun yüzde 25-30’unu oluşturur. Kıkırdağın yüzde 50’si, korneanın yüzde 68’i, derinin yüzde 72’si kolajen içerir. Bununla beraber kaslar, kemikler, kan damarları, sindirim sistemi ve tendonlarda da kolajen bulunur. Kolajen, doku ve organları şekillendirerek yapısal güç sağlarken cildimize de sağlamlık ve esneklik kazandıran temel yapıtaşıdır. Bu sebeple de yaşlanma sürecinde cildimizde kırışıklıklar, sarkmalar ve eklem ağrıları meydana gelir.

Sağlıklı, Genç ve Esnek Bir Cilt İçin Kolajen Takviyesi

25 yaş itibariyle vücudun kolajen üretimi her yıl yüzde 1.5 oranında azaltmaktadır. Vücutta bulunan kolajen miktarının azalması ile birlikte ciltte kırışıklıklar meydana gelir ve cilt zamanla canlılığını kaybeder. Kolajen kaybına uğramış cilt, nemini muhafaza edemez ve kurur. Kırışıklıklar derinleşmeye başlar. Cilt yaşlı bir görünüme bürünür. Sağlıklı, genç ve esnek cilt temel olarak kolajen ile korunur. Kolajen uygulaması ile cildin yeniden yapılandırılması ile elastikiyet ve parlaklığın yeniden sağlanması, kırışıklıkların açılması hedeflenir. Kolajen cilt altı dokuya enjekte edildiğinde fibroblastlar uyarılır ve yeni kolajen üretimi tetiklenir. Bu sayede de hyaluronik asit üretiminin artışıyla birlikte cildimiz daha esnek, sağlam ve pürüzsüz olur.

Cilt Çatlakları, Yara İzleri ve Diş Eti Tedavisinde de Etkili

Yaşa bağlı olarak meydana gelen nem kaybı, sarkma ve kırışıklık gibi durumları mümkün olduğunca ileri bir tarihe ertelemek isteyen herkese kolajen aşısı uygulanabilmektedir. 25 ve 30’lu yaşlarda önlemek amacıyla yani koruyucu amaçlı, 40 yaş üzerinde ise mevcut problemlerin ilerlemesini önlemek durdurmak amacıyla yapılabilmektedir. Kolajen aşısında yaş sınırımız 25 ila 65 yaş arasıdır. Yüz, boyun, dekolte, eller ve diz bölgelerine uygulanarak cilt ve cilt altını onarır, yeniler her şeyden önemlisi cildin doğal güzelliğini geri kazandırır. Aynı zamanda cilt çatlaklarını azaltmak, yara izleri, akne skarları tedavisi ile diş eti tedavisinde de güvenle kullanılabilir.

Benim de hastalarıma uyguladığım bu işlem, cildin durumuna göre 3-4 hafta ara ile 4 seans sürmektedir. Seans sayısı ve aralığı cildin durumuna, hastanın yaşına ve uygulama amacına göre değişiklik gösterebilir. Uygulama alanına lokal anestezik krem sürülür ve sonrasında ince ve kısa bir mezoterapi iğnesi ile 1-3 cm aralıklar ile cilt altına uygulanır.

Uygulama sonrasında ilk 24 saat için uyarılar;

Kolajen uygulamasını ardından 24 saat içerisinde yıkanılmamalıdır, spor yapılmamalıdır, solaryum, hamam ve sauna gibi aşırı sıcak ortamlardan uzak durulmalıdır. Ayrıca alkol ve sigara kullanılmamalıdır, direkt olarak güneşe çıkılmamalı, bol su içilmeli ve işlem bölgesine buz uygulanmalıdır. İlk seanstan sonra uygulamanın etkisi 7-14 gün içinde hissedilir ve tedavi süresi boyunca da gelişmeye devam eder. Bu süreçten sonra cildin parlaklığı, sıkılığı ve diriliğinde görünür farklılıklar oluşur.

Emzirme dönemi, hamilelik, bağışıklık sistemi hastalıkları, şeker hastalığı, keloid oluşma eğilimi, kanser tedavisi, kanama bozukluğu teşhisleri varsa, aynı seansta lazer tedavileri ile birlikte ve derin kimyasal peeling sonrasında uygulanmaz.

“Metinde belirtilen işlemlerin uygulanması ve sonuçları her kişinin anatomisine, fizyonomisine ve yaşam kalitesine göre değişiklik gösterebilir. Bahsedilen uygulamadan önce konunun uzmanı bir doktorla görüşülmesini öneririm.”

Op. Dr. Evrim Uçkunkaya Sosyal medya hesapları

Facebook: drevrimuckunkaya

Instagram: @druckunkaya

YouTube: druckunkaya

 

Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/pembenar/op-dr-evrim-uckunkaya/cildiniz-kolajen-ile-isildasin-6546496

spritefooter-hemen-ara spritefooter-whatsapp spritefooter-messengerspritefooter-harita