Türkçe | English
Türkçe Dil Seçeneğiİngilizce Dil Seçeneği
+90 (533) 416 44 79
+90 (533) 456 44 79
+90 (212) 234 44 02-03

Migren ataklarına botoks çözümü

Dünya genelinde en yaygın üçüncü hastalık olarak kabul gören şiddetli kronik baş ağrısı migren, erkeklere göre kadınlarda daha fazla görülüyor. Stres, çok ya da az uyku, alkol, susuzluk ve kafein, migreni tetikleyen en yaygın unsurlar olarak sayılıyor ve çoğu zaman da hava durumu değişikliğinden kaynaklı olabiliyor. Bu haftaki yazımda çoğu insanın kabusu haline gelen migrenin botoks ile çözümünü olan anlatacağım.

Bir migren hastasının son 3 ayın en az 15 gününü baş ağrısıyla geçirmesi ve bu ağrılı günlerden en az 8’inde tipik migren ağrısı görülmesi durumuna kronik migren adı verilir. Migrenin bireysel ve toplumsal boyutta iş gücü kaybı, ekonomik ve yaşam kalitesinde düşme ve psikolojik olarak olumsuz etkileri vardır. Hastalar sürekli ve aşırı miktarda ağrı kesici kullanmanın risklerinin yanı sıra ağrıyla yaşamanın yarattığı olumsuz psikolojik durumla baş etmek zorundadır.

Migrenin en büyük nedeni hormonal değişikliklerdir. Bu nedenle kadınlarda adet dönemlerinde daha sık görülür. Migren ağrıları, genellikle genetiktir ve eğer ailede birinin migren sorunu varsa sizin de migren hastası olma olasılığınız yüzde 40 civarındadır. Migren ağrıları, şiddetli baş ağrısının olmasının dışında; bulantı, baş kısmında zonklama türü ağrı, ışıktan ve sesten rahatsız olma, hareket edince artan ağrı, gözde ışık çakması, yarım görme ve vücutta bazı bölgelerin uyuşması gibi belirtiler gösterebilir. Bu durumunda hastanın nörolog tarafından değerlendirilmesinden sonra klinik ortamda tanının konması gerekir.

Migren tipi baş ağrılarının tetik noktaları

  • İki kaş arası
  • Şakaklar
  • Ense
  • Gözlerin arkası, geniz bölgesi

Migren tedavisinde ilaçlar dışında uygulanan bir diğer çözüm botoks tedavisidir. Yapılan araştırmalar; 3 aydan fazla bir süreyle ayda 15 ya da daha fazla migren karakterinde baş ağrısı olan hastaların kronik migren tedavisinde botoks uygulamasının etkili olduğunu ortaya koyuyor. Bunun sebebi ise botoksun sinir uçlarında bazı nörotransmitterlerin dağılımını engellemesi ve böylece enfalamuatuar ağrıyı önlemesi. Migren tedavisinde botoks; alın, şakaklar, ense ve boyun bölgesine ve kafa içine uygulanır. Çoğu durumda uygulamaların etkisi yaklaşık 4-6 ay kadar sürer. Daha sonra işlemi tekrar etmek gerekir.

Migren için botoks uygulamasının avantajı

  • Etkili ve faydası kanıtlanmış bir yöntem
  • Yan etkisi yok
  • Kısa sürede uygulama
  • Sosyal hayata hemen devam edilebilir
  • 4-6 ay süren fayda
  • Tekrarlanabilen uygulama 
  • Kesi, yara, morluk olmaması

Menopoz Döneminde Cilt Bakımı

Hepimiz farklı yaşlanırız. Çünkü kişisel ve genetik farklılıklar, beslenme, spor ve yaşam tarzı gibi etkenler yaşlanma sürecini etkiler. Bazı ciltler 30’lu yaşlarında yaşlanma etkilerini gösterirken, bazıları 40’lı yaşlarında bile 20’li yaşların tazeliğini yansıtabilir. Yaş aldıkça edindiğimiz hayat tecrübesi gibi, cildimiz de elde ettiği yaşanmışlıkları, kırışıklıklar ve zamana bağlı olarak oluşan deformasyonlarla yansıtır. Özellikle kadınların 45 yaşlarından itibaren er ya da geç gireceği menopoz döneminde cildin daha fazla bakıma ihtiyacı vardır. Yaşlandıkça hücrelerimiz de yavaşlar ve kolajen ve elastine üretimi de azalır. Bunun doğal bir sonucu olarak da ciltte kırışıklık ve sarkma oluşur. Gençliğinin, parlaklığının ve diriliğinin devam etmesi için onu bir ağ gibi sarıp sarmalayan, sıkılık, esneklik, uyum kabiliyeti ve sağlamlık veren kolajen ve elastine ihtiyacı vardır. Bu hafta menopoz döneminde sağlıklı bir cilt için neler yapılması gerektiğine değineceğim.

Kadınlar yaşamlarının en azından 20 yılını menopozda yani başka bir deyişle hormonal eksikliklerle geçirir. Bu dönemde yumurtalarının azalması ile kadınların vücutlarında değişiklikler yaratır. İlk etkisi cilt kuruluğu olarak kendini gösterir. Bununla birlikte yüzde kıllanmada artış, kasık ve koltuk altı kıllarında incelme, saç dökülmesi, cilt lekelerinde artış, mevcut benlerde koyulaşma gibi değişimler gözlenir. Bu dönemde östrojen ve progesteron hormonlarında azalma, ciltte yaşlanma belirtilerini tetikler. Yaralar daha geç iyileşir, cilt alerjik hastalıklara karşı daha duyarlı hale gelir. Östrojen hormonunun azalması ile cildimizde üretilen kolajen miktarı da azalır. Menopozdan 5 sene sonra cilt yüzde 30 oranında kolajenini yitirir. Deri incelir ve elastikiyetini kaybetmeye başlar. Boyun, yanaklar ve çenede sarkmalar olur, ince çizgiler ve derin kırışıklıklar belirginleşir. Cilt hücrelerinin sentez yapımı yavaşlar ve bu nedenle hücre yenilenmesi azalır. 

Cildin yapısını oluşturmak ve kan pıhtılaşmasına yardımcı olmak gibi önemli rolleri olan kolajen, vücudumuzda en bol bulunan proteindir. Kemiklerin, cildin, kasların, eklem bağları ve kirişlerin esas yapı taşı kolajendir. Bol miktarda kolajen içeren paça ve kemik suyu çorbasının sağlık üzerine olumlu etkileri yıllardır iddia ediliyor. Ancak, bu konuda yapılmış bilimsel bir araştırma sonucu bulunmuyor. Kelle paça ve işkembe çorbaları yağ ve kolesterol içerir. Bu nedenle özellikle kalp ve damar hastalığı olanlarda bu çorba oldukça risklidir. Kelle paça çorbası aynı zamanda kalori miktarı da fazla olan bir besindir. Bu sebeple kilo problemi olan kişilerin paça çorbasını çok sık tüketmelerini önermiyoruz. 

Vücudumuz doğal olarak zaten kolajen üretir; ancak yaşlandıkça bu üretim azalmaya başlar. Kolajen yapımı kadar, onu yıkımdan korumak da önemli. Şeker, stres, sigara kolajen üretimini yavaşlatır. Vücudumuz kolajen üretirken ve alınan kolajeni emerken yüksek oranda C vitaminine ihtiyaç duyar. Portakal, limon, kivi, greyfurt gibi meyveler vücudun kolajen üretimini destekler. Bu meyveler ayrıca, kırışıklıkların oluşmasını önleyen antioksidanlar da içerir. Aynı zamanda yumurta akı, buğday rüşeymi, süt ürünleri, sakatat, susam, kakao, kaju fıstığı ve mercimek tüketimi kolejen üretimini destekleyen diğer besinlerdir.

Menopoz döneminde hem deri kalitesini artırmak hem de sarkmaları, kırışıklıkları azaltmak için çeşitli işlemler de yapılabilir. Kırışıklıkların azaltılması için lazer ağı uygulamaları, botox ve dolgu injeksiyonları ile yaşınızdan daha güzel ve canlı görünebilirsiniz. Cilt kalitesini artırmaya yönelik PRP, somon DNA, nem aşıları, vitamin enjeksiyonları uygulamak ve Kök Hücre Tedavisi, menopozun etkilerini en aza indirmeye yardımcı olacak uygulamalardır. Ayrıca altın iğne radyofrekans, lazer uygulamaları ve lazer ağı ile cilt sıkılaşması sağlamak mümkün. Her şeyden önce güneş koruyucusu sürmeden dışarı çıkmamanızı öneririm.

Peki kırışıklıklarla nasıl mücadele edeceğiz?

Yüz, göz çevresi, çene, dirsek, diz kapakları ile boynumuzu da içine alan dekolte bölgesi ve ellerimiz, yaşımızı ele veren bölgeler… Yaşın ilerlemesine bağlı olarak, zaman içinde cildin kaybettiği nemle gerginliği de azalır ve ince kırışıklık dediğimiz çizgilenmeler başlar. Sık kilo alıp verme, genetik faktörler, sigara kullanımı, sıkça güneşe maruz kalma gibi etkenler, yaşlılığa bağlı olarak oluşan kırışıklıkların daha da derinleşmesine ve ciltte sarkmalar oluşmasına zemin hazırlar. Özellikle baskın bir şekilde mimik kullananların göz çevresinde kazayağı adını verdiğimiz, alın bölgesinde ve dudak kenarlarında oluşan ince kırışıklıklar, yaş almaya paralel olarak derinleşir. Bu durum, kuru ve hassas bir cilde sahip olanlarda da sıklıkla rastlanır. 

Kırışıklıklarla mücadelede eskiden genel anestezi ile yapılan zorlu ameliyatların yerini ameliyatsız uygulamalar almaya başladı. Günümüzün estetik trendleri arasında uzun süre istirahat gerektirmeyen, ağrı ve şişlik oluşturmayan operasyonlar öne çıkıyor. Kök Hücre Uygulaması, Endolift lazer Ağı, PRP Uygulamaları, dermapen ve anti aging için yapılan lazer uygulamalarıyla, anestezi almadan kırışıklıkları yok etmek mümkün hale geldi. Bu uygulamalar sayesinde cildin derinliklerine ulaşıp, cilt hücrelerini yeniden aktive ederek, cildin kalınlaşıp sıkılaştırılmasını sağlamak mümkün.

Sürekli Elimizde Olan Cep Telefonun Cildimize Etkisi

Modern dünyanın bize kattığı ve hayatımızı kolaylaştıran ürünler, tartışmasız akıllı telefonlar ve tabletler. Gerek beyin ve beden sağlığına, gerekse de sosyal hayata olan zararları konusunda birçok tartışmaya yol açsa da, akıllı telefonlar hayatımızda önemli bir yere sahip. 

Covid-19 salgını nedeniyle herkesin evlerinde karantinada kalmak zorunda olduğu bu günlerde telefon, tablet ve bilgisayar gibi elektronik cihazların kullanımı da arttı. Virüs nedeniyle işlerine evlerinden devam edenler neredeyse tüm gün bilgisayar ve telefon kullanırken, gündemle ilgili bilgi almak isteyenler, sosyal medya kullanıcıları, zamanının büyük bir kısmını telefonlarının başında geçiriyor. Beyin fonksiyonlarını olumsuz etkilediği ve tembelleştirdiği söylenen telefonların, sürekli görüşme yapmaktan dolayı cildimizde de enfeksiyonlara neden olduğunu biliyor muydunuz? Bu hafta cep telefonu ve tablet gibi cihazların etkili olduğu rahatsızlıklara değineceğim.

Telefonları sık sık dezenfekte edin

Telefonlar ve tabletler, bakterilere ve mikroplara çok açıklar. Koronavirüs’ten korunmak için sıkı önlemler aldığımız bu günlerde cep telefonlarının da temizliği çok önemli. Telefonunuzu sık sık kolonyalı mendil ve ya dezenfektanlarla temizlemeniz gerekiyor. 2017’de yapılan bir araştırmaya göre cep telefonları ve tabletlerin yüzeyinde çok yüksek oranda bakteri ve mikrop oluşumları bulunmakta. Hatta Time Dergisi’nin yaptığı bir araştırma sonucunu göre; telefonlarımızın tuvalet kapaklarından 10 kat daha kirli olduğu saptanmış durumda. Bütün gün telefonlar cebimizde, çantamızda, masanın üstünde, birçok bakteri ve mikroba maruz kalıyorlar ve biz bunları yüzümüze ya da kulağımıza dayıyoruz. Cep telefonları bugün ki hayatımızda kullandığımız en pis günlük ürün. Düşünelim, yüzümüzde ve kulağımızda ne kadar çok bakteri yaşıyor. Bunlar cildimizin porlarının tıkanmasına, cilt bariyerinin bozulmasına ve hatta açık olan bir yaranın, sivilcenin üzerine bu mikropların yerleşmesi ile daha enfekte yaralara yol açabiliyor.  

Cildi yaşlandırıyor lekelere sebep oluyor

Telefon ve tabletlerden yayılan HEV ışınları (High-Energy Visible Light), mavi ışıklar, bunlar UV ışınları kadar zararlılar. Cildimizin bu ışınlara verdiği tepki, cilt altında ısı ve enflamasyondur. Selfie çekmek, akıllı telefonlarda sürekli gezinmek, uyumadan önce cep telefonlarını kullanmak, cildimizin yaşlanmasına sebep oluyor. Ayrıca, cep telefonları ve tabletlerde bulunan mavi ışık, düzensiz uykuya sebep olurken,  gözde kornealarımıza ve lenslerimize zarar veriyor.  Amerikan Dermatoloji Derneği’nin açıklamasına göre, cep telefonları kullanımının cilde olumsuz etkisi var. 

Cep telefonlarından yayılan dalgalar cilde matlık veriyor, düzensizleştiriyor ve cildin altındaki koruyucu mineral yapıyı bozuyor. Cildin DNA bantlarının kırılmasına, bozulmasına sebep olduğu için ciltte erken yaşlanmaya ve lekelenmelere sebep oluyor. Özellikle gündüz cep telefonu ve tablet kullanımlarında çok dikkatli olmak gerekiyor. Ayrıca uzun süre cep telefonu kullananlarda kontakt dermatit denilen cilt problemleriyle karşılaşıyoruz. Cep telefonunu cilde yakın tutmak, ciltte ödeme, kızarıklığa, kaşıntıya bazen su toplamalarına sebep olabiliyor. Özellikle şakaklarda, kulaklarla çene hatlarında ve ellerde bu sorunu gözlemliyoruz.

Boyun ağrıları ve gıdı oluşumunu tetikliyor

Tablet ve telefonları kullanırken devamlı aşağı doğru bakmanın yüzümüzde gıdı oluşturduğunu da söyleyebiliriz. Bunun sebebi de çene ve boyun kaslarımızın gevşemesi. Bu gevşeme de boyun etrafında kırışıklıkların oluşmasına ve sıkışmaya bağlı gıdı oluşmasına sebep olabiliyor.  Ayrıca cep telefonları kullanımlarında ortaya çıkan “tech-neck”, “text-neck” denilen boyun ağrıları karşılaşılan durumlar. Telefon ekranına bakarken sürekli boynumuzu aşağı doğru tutarak durmak, kafamızı eğerek bakmak, bütün boynumuza ağırlık verdiği için duruş bozukluklarına, kas sıkışmalarına ve baş ağrılarına yol açıyor.

Cep telefonun verdiği zararlar sadece kadınları değil aynı zamanda erkekleri de yakından ilgilendiriyor. Exeter Üniversitesi- University of Exetertarafından yapılan, 1.492 erkeğin katıldığı araştırmada, 10 ayrı analizde sperm kalitesi değerlendirilmiş. Çalışma, sperm sayısının ve hareketinin cep telefonlarını cepte tutmaktan etkilendiğine işaret ediliyor. Telefondan kaynaklanan radyo frekanslı elektromanyetik radyasyonun sperm üretim döngüsünü bozduğu veya DNA’ya zarar verdiği düşünülüyor.

Fazla kolonya ve dezenfektan kullanımından kuruyan ciltler için 3 öneri

Tüm dünyayı etkisi altına alan corona virüs nedeniyle çok fazla kolonya ve dezenfektan kullanımından dolayı, ellerimizde ve yüzümüzde kuruma, çatlama ve hatta egzama görülebiliyor. Hijyenden vazgeçmeyerek yaşadığımız bu sorunları ufak bakımlarla ortadan kaldırabilmek mümkün. Evde yapabileceğiniz basit ama etkili uygulamalarla kolonya, dezenfektan gibi kimyasal maddelerin kullanımından dolayı ellerde oluşabilecek hasarlara karşı önlem alabilirsiniz. 

Ellerin sabun, deterjan gibi kimyasal maddeler ve suyla çok fazla temas halinde olması nedeniyle ellerimiz kuruyor ve ilerleyen aşamalarda egzama sorununa kadar gidebiliyor. Bu nedenle kaşıntılı, sulu, kızarık yaralar şeklinde kendini gösteren egzamaya, dikkat etmeliyiz. Peki ne yapabiliriz? Bugün size evde yapabileceğimiz bir kaç pratik öneriyi paylaşacağım.

Kuruyan, çatlayan eller için zeytinyağı

Hasar gören elleriniz için evde herkesin mutfağında olan ürünlerden; 1 yemek kaşığı zeytinyağı ve 1 yemek kaşığı şeker ile hızlı ve kolay bir çözüm elde edebilirsiniz. Avucunuza şekeri alarak yavaş yavaş elinize zeytinyağını damlatmaya başlayın. Daha sonra aynı işlemi diğer el için de yapın. Ellerinize güzelce yaydıktan sonra iki elinizi de birleştirerek 1 dakika boyunca ovalamaya devam edin. Ellerinizin dış kısımları ve parmaklarınıza da uygulayabileceğiniz bu maske sayesinde elleriniz nemli ve rahat hissedecektir. Ilık su ile durulayarak temizleyin.

En doğal nemlendirici gül suyu

Bu dönemde kuruyan ellerimiz ve yüzümüz için nemlendirici kremlerden de faydalanabilirsiniz. Mümkünse cildinizi gül suyu ile temizleyin. Gül suyu antioksidan ve antibakteriyel özelliğe sahiptir. Gül suyu, en doğal nemlendiricilerden biridir. Yüzünüzü ve elleriniz her sabah gül suyu ile nemlendirirseniz yorulan cildiniz temizlenir, ferahlar ve nemlendir.

Kuruyan yüzünüz için doğal mineral maden suyu

Cilt temizliğinde kullanabileceğiniz bir diğer ürün ise maden suyu. Silisyum açısından oldukça zengin olan maden suyu, çok fazla yıkandığı için kuruyan cildi canlandırmaya yardımcı olur. Musluk suyunun içindeki demir, bakır, magnezyum, çinko ve kurşun gibi ağır metaller, serbest radikallerle etkileşime girerek cildin kolajen dokusunu zayıflatır. Gözeneklerin tıkanmasına akne, siyah nokta oluşumuna neden olur. Düzenli olarak yüzünüzü maden suyuyla yıkayarak daha canlı bir cilde kavuşabilirsiniz. Maden suyunu buz kalıbında dondurun ve sabahları bu kalıplarla cildinizi temizleyin. Kısa süre sonra cildinizdeki canlılığı fark etmeye başlayacaksınız. 

Maden suyunun faydaları:

  • Cildin gerekli olan su ve mineral ihtiyacını da karşılayarak, cildin pürüzsüz ve canlı bir görünüm kazanmasına yardımcı olur.
  • Vücudu ve cildi toksinlerden arındırarak rahatlayıcı bir etki yaratır.
  • İçerisinde bulunan silisyum sayesinde cildi güçlendirerek gözenekleri sıkılaştırır.
  • Yüz bölgesine pamuğa sürülerek uygulandığında temizleyici olarak kullanılabilir.
  • Yağ yakıcı etkisinin yanı sıra temizleyici etkisi ile cildi kirlerden arındırır.
  • Sprey olarak kullanıldığında ciltte ferahlatıcı bir etki yaratır.
spritefooter-hemen-ara spritefooter-whatsapp spritefooter-messengerspritefooter-harita